AnasayfaBlogSinemada Ticari-Sanatsal Ayrımı Var Mı?
Nedir?

Sinemada Ticari-Sanatsal Ayrımı Var Mı?

02 Şubat 2021
Sinemada Ticari-Sanatsal Ayrımı Var Mı?

Sinemanın ilk filmle beraber bugüne kadar devam edegelen süreçte, uygulanabilir ve sürdürülebilir bir sanat dalı olduğunun farkına varılıp, kitleleri etkilemekteki başarısı ortaya çıkınca çok kişi bu sanat dalının içinde yetenekleri ya da istekleri doğrultusunda yer almaya başladı. İlk yıllardaki karanlıkta el yordamıyla birşeylerin farkına varma eylemi gibi deneme-yanılma yöntemiyle doğru olan ya da ideal olan yol bulunmaya çalışılsa da, sonraki dönemde özellikle işin eğitimini alarak inceliklerini öğrenen kişilerin çabaları ve çalışmaları ile sinema bugün, her dönemdekinden daha etkili ve kitlesel bir kitle iletişim aracına dönüşmüş durumdadır.

Bu işin üretim, dağıtım anlamda bayraktarlığını yapan merkez ülkeler yanında çevre ülkelerde de minimalist dahi olsa bir gayret oluşmuş, ülke ya da bölgelerin tarihi/kültürel geçmişleri ve yazın dünyasında yaşadıkları atılım ve gelişmelere paralel seyirde bir sinemasal bakış ve dil ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Sözgelimi sinema sektörüne finansal anlamda kaynak yaratmada sıkıntı yaşamayan ülkelerde daha çok aksiyon ağırlıklı, büyük bütçeli epik yapımlar ya da bilim-kurgu/fantastik içerikli yapımlar çekilirken, yüksek ekonomik maliyetli sinema işine kaynak aktaramayan deyim yerindeyse kendi yağıyla kavrulan ülkeler de kendi güçleri nispetince dayandıkları kültürel ve edebi kaynaklar vasıtasıyla oluşturdukları minimalist hikayelerle düşük bütçeli yapımlar çekerek, ülkelerinin ve sahip oldukları kültürlerin sesini tüm dünyaya duyurma çabası içine girmişlerdir.

Maddi zorunluluklardan doğan bu mecburi yönelimler çevre ülkelerin daha çok insan/birey odaklı temalarda film üreterek, küçük insan hikayeleri ile piyasada var olma savaşı verdiklerine, karşıt bir biçimde maddi zorluk yaşamayan ülkelerin ise daha çok popülist, kitlesel, ilgi uyandıran ve dikkat çeken yapımlarla sinema sektörüne her aşamada yol gösterdiğine tanıklık ederiz.

Hal böyle olunca sinemanın ilk yıllarından bugüne birbirinden tamamen farklı bakış açılarıyla donatılmış ikili bir ayrım dikkati çeker. Ticari (tecimsel) sinema ve sanat sineması. Bu ikili ayrım kimi zaman farklı kelimelerle ifade edilse de özünde ayrışılan noktalar nedeniyle benzer sınıflandırmalardır.

Ticari Sinema (Hollywood Sineması/Merkez Sinema/Anaakım Sinema) 

Film bazında ilk üretimin yapıldığı ülke ve sinema sektörünün tüm dünyada bilinen ismiyle Hollywood, sinema alanına yön veren açılımları, üretimleri ve yenilikleri ile merkez/anaakım sinemasının en önemli öğesi durumundadır. Maliyetli bir iş olan film çekme ve sektörel anlamda sinemanın maddi kısıtlamalara ve engellere takılmadan yol alması, merkez sinemasının liderliğini de gündeme taşımıştır.

Hollywood, çoğunlukla kitlelerde uyandırdığı iki farklı bakış açısıyla yorumlanır. Bu bakış açılarından ilki kendi dili ve kültürüyle bezeli filmleri dünyanın neredeyse bütün coğrafyasındaki ülkelere satma işini başaran bir sistem ve yaptığı her ürünle dikkat çeken ve kendisine her zaman seyirci bulan lider konumundaki yapının adıdır. Diğer bir bakış açısına göre ise Hollywood, çok keskin eleştirilerin yapıldığı kapitalist sistem ve yaratılan yapay Amerikan yaşam tarzıyla özdeşleştirilen, sinemayı herhangi bir meta gibi üretip satışını, reklamını ve pazarlamasını yapan, sinemanın sanatsal yanını hiçe sayıp sadece ticari boyutuna dikkat kesilen üretim ve satış anlayışına sahip sistemin adıdır.

Tüm bu farklı görüşlere rağmen Hollywood; yüzyılı aşkın bir süredir her türlü görüşten, her türlü ulustan ve her türlü kültürden insanlara hitap etmeyi başarabilmiş bir sistemdir. Bu mutlak egemenlik hiç kuskusuz, yeni iletişim teknolojilerini ve Ar-Ge çalışmalarını sektöre dahil etmeyi ve daha doğru bir ifade ile iletişim teknolojileri ve Ar-Ge çalışmalarını ve sonuçlarını sektöre dahil etmek anlayışıyla yakından ilgilidir.

Benzer şekilde zamanın akışına paralel bir seyir izlemek, yani daha doğru bir ifade ile değişen ve dönüşen zamanı yakalamayı amaç edinmek çok etkilidir. Yine yapısal olarak bir kitle iletişim aracının en önemli işlevlerinden biri olan bilgilendirme/haberdar etme özelliğinin eğlendirme özelliğinin altında konumlanması da Hollywood’un bir eğlence endüstrisi olarak konumlanmasını sağlamıştır. Eğlence endüstrisinin temel taşıyıcısı konumundaki Hollywood, aynı zamanda ideolojik bir aktarım aracı olarak da etkili bir güce sahiptir.

Sektörün içinde yer alan yönetmenler, farklı türler ve farklı anlatı kalıplarını rahatlıkla kullanarak yeni açılımlara da sebep olmuşlardır. Örneğin ABD’li yönetmen Steven Spilberg türsel anlamda çektiği değişik filmlerle anaakım sinemasının en önemli yönetmenleri arasında sayılır. Korku filmi dendiğinde akla gelen “Jaws” filminden bir bilim-kurgu klasiği olarak nitelendirilen E.T. filmine uzanan geniş bir çizgide film üreterek, sinemanın değişik alanlara da temas etmesini sağlamıştır. Bu cesur açılımda hiç kuşkusuz işin ekonomik boyutunun bir sorun olarak görülmemesi ve üretim maliyetlerinden kat kat fazla kar elde ettiren, kazandıran şablonların yeniden ve yeniden uygulanıyor olması büyük bir etmendir.

Sanat Sineması (Avrupa Sineması)

Hollywood’un egemen yapısallığına ve mutlak gücüne karşı farklı ülke ya da bölgelerden alternatif oluşumlar gündeme gelmiş ve bu oluşumlar ticari sinemanın perspektifine tezat bir içerik ve amaç ile ortaya çıkmıştır. Sanat sinemasının ticari sinemadan ayrılan en dikkat çekici özelliği, ticari beklentinin ilk ve en önemli amaç olarak öne çıkmamasıdır. Bu bakış açısı uyarınca yıldız/star oyuncu sisteminden, filmlerin içeriğine, anlatı yapısına, kurgusuna, oyuncu seçimi ile yönetimine ve pazarlamasına yönelik köklü değişiklikler söz konusudur.

  • Ticari sinemanın ihmal ettiği ya da alaşağı ettiği insan hikayelerine dönüş, sanat filmleri ile mümkün hale gelmiştir.

  • Teknik imkanlarla şekillenmeyen ve anlatı atmosferinin fantastik dokularla bezeli olmadığı filmler; özellikle Avrupa ülkeleri sinemaları olmak üzere başka ülke sinemalarının da bu çizgide üretim yapıp yol almasına sebep olmuştur.

  • Avrupa ülkelerinde çekilen filmlerde birey tüm bilinmezleri/açmazları ve belirsizlikleri ile resmedilerek, çok katmanlı insan yapısının psikolojik/ruhsal derinliklerine inilmiştir. Bu çaba aslında insana dair bilinmeyen birçok dürtünün, hastalığın, rahatsızlığın filmlere aracılığıyla anlatılmasına da sebep olmuştur.

  • Bu anlayış gereği bilinmeyen ya da belirli kesimlerin bildiği gerçek hayatın içinde var olan bir takım unsurlar filmlerde sunulan hayatlar içinde anlatılarak, kitlelerle buluşturulmuştur.

Örnek olarak İsveçli oyun yazarı ve film yönetmeni Ingmar Bergman, sinemanın anlatı evreninde yarattığı varoluşçu sinemasal etki ile kendinden sonra gelen Andrey Tarkovsky ve çağdaşlarını etkilemiştir. Bergman yaratıcı Avrupa Sinemasının en önemli yönetmenlerinden biridir.

Din, sevgi, cinsellik ve psikanaliz konularını aydın ve toplum çelişkisi üzerinden yorumlayarak çağdaş Avrupalı aydının bilincini yansıtan ve çoğu kez de sarsan bir yoğunlukla ele aldı. Özellikle ölüm temasını işlediği filmleri ile sakin/durgun bir anlatım yolu tercih ederek, oyunculuk ve mekan kullanımı ile diyaloglara ağırlık vermiştir. Seçtiği derin konular ve yoğun anlatım tarzı ile gerçek/düş ile gerçek/kurgu arasında gidip gelen bir çizgide anlatısını inşa etmiştir.

Yönetmenin 1957 yılında filme aldığı “Yedinci Mühür”, ölüme bir oyun teklif ederek zaman kazanmaya çalışan bir şövalyeyi anlatır. Ölüme bu farklı tarzdaki sinemasal bakış, akılda kalıcılığı ve sorgulatan tavrıyla iz bırakmıştır. Sanat sinemasındaki öncüllerden biri olan bu hayatı sorgulamak ve yeniden düşünmek eylemi birey odaklı bir şekilde anlatının içinde anlamlı bir şekilde kendisine yer bulur. Bu ve benzer izlekler, sinemanın bir sanat olmasına daha çok yakışan bir tarz ve tavra bürünürken diğer yandan ise sinemanın sanat yaparken izlediği yolun şablonları auteur yönetmenlerin filmleri ile yine ve yeniden oluşturulmaktadır. 

Sinemada Yapımların Biçim ve İçerik Açısından Sınıflandırılması Mümkün Müdür?

Farklı bakış açılarının şekillendirdiği sınıflandırmalar mevcuttur. Bunlardan birisi de Ticari (tecimsel/anaakım/merkez) sinema olarak nitelendirilen Hollywood Sineması ve sanat sineması olarak nitelendirilen Avrupa Sineması.

Sanat Sinemasının Özellikleri Nelerdir?

Sanat sinemasının ticari sinemadan ayrılan en dikkat çekici özelliği, ticari beklentinin ilk ve en önemli amaç olarak öne çıkmamasıdır. Bu bakış açısı uyarınca yıldız/star oyuncu sisteminden, filmlerin içeriğine, anlatı yapısına, kurgusuna, oyuncu seçimi ile yönetimine ve pazarlamasına yönelik köklü değişiklikler söz konusudur. Ticari sinemanın ihmal ettiği ya da alaşağı ettiği insan hikayelerine dönüş, sanat filmleri ile mümkün hale gelmiştir.

Ticari Sinemaya Örnek Gösterebileceğimiz Yönetmen Var Mı?

Sektörün içinde yer alan yönetmenler, farklı türler ve farklı anlatı kalıplarını rahatlıkla kullanarak yeni açılımlara da sebep olmuşlardır. Örneğin ABD’li yönetmen Steven Spilberg türsel anlamda çektiği değişik filmlerle anaakım sinemasının en önemli yönetmenleri arasında sayılır. Korku filmi dendiğinde akla gelen “Jaws” filminden bir bilim-kurgu klasiği olarak nitelendirilen E.T. filmine uzanan geniş bir çizgide film üreterek, sinemanın değişik alanlara da temas etmesini sağlamıştır.

Dr. Özgür Yılmazkol

Sinemada Ticari-Sanatsal Ayrımı sanat sineması ticari sinema Hollywood anaakım sinema merkez sinema Avrupa sineması Hollywood Sineması
Dr. Özgür Yılmazkol
Dr. Özgür Yılmazkol
Blog Yazarı

Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo-tv ve Sinema bölümü mezunu. Aynı üniversitede doktora eğitimini tamamladı. Editörlüğünü yaptığı medya/sinema kitapları ve senaryosunu yazdığı belgesel, kısa film ve dizi senaryoları bulunmaktadır.

Benzer Yazılar
Doğru ve faydalı bilgiler sağlama konusunda kararlı olan uzman ekibimizle blogumuzu her zaman yeni makaleler ve videolarla güncelliyoruz. Güvenilir tavsiyeler ve bilgilendirici içerikler arıyorsanız, blog sayfamıza mutlaka göz atın.