AnasayfaBlogSubjektif Ne Demek? Objektif ve Subjektif Arasındaki Fark
Nedir?

Subjektif Ne Demek? Objektif ve Subjektif Arasındaki Fark

29 Ocak 2020
Subjektif Ne Demek? Objektif ve Subjektif Arasındaki Fark

Subjektif kavramının kökeni Fransızcaya dayanır. Fransızca “suje” kelimesinden türemiştir. Bu kavramı anlayabilmek için öncellikle suje kelimesini tanımlamak gerekir. Suje; Türkçe’ de özne kelimesine karşılık gelir. Cümle içerisinde yüklem ile bildirilen işi yapan anlamı taşır. Yüklem aracılığıyla hakkında oluş verilen kimse demektir. Kişi anlamına da gelmektedir.

Bu kelime dil bilgisinde kullanılmaktan ziyade felsefe alanında daha sık kullanılmaktadır. Subjektif kelimesi suje kelimesinden türemiş ve öznel anlamına gelmektedir. Felsefe, dil bilgisi, tıp, sanat vb, alanlarda oldukça sık kullanılan bir kavramdır. Bu kavram özneye ilişkin olan, bireylerin düşüncelerine dayanan ve öznede oluşan demektir.

Bu kavramı anlamak için günlük yaşantımıza uyan bir örnek verelim. “Bu olay hakkındaki subjektif düşüncem, bu yapının modern mimariye uymadığı görüşüdür.” Tıp alanında da bu kavram kullanılmaktadır. Tıp alanında bu kavram hastanın kendisinin hissettiği semptomları temsil eder ve hiçbir belirti vermeyen anlamında kullanılır. Bu anlam içinde bir örnek verelim. “Hastanın belirttiği sorunlar, subjektif etkilerdir, vücut üzerinde herhangi bir bulguya rastlanılmamıştır.” Şimdi bu kavram hakkında daha ayrıntılı bilgi edinelim.

Subjektif Nedir?

Özneyle alakalı olan, özne üzerinde meydana gelen demektir. Bireylerin kişisel duygu ve düşüncelerine dayanır. Nesnelerin gerçekliğine dayanmaz. Öznel olanı temsil eder. Olayları kendi bakış açısıyla değerlendirmek ve olaylara kendi penceresinden bakma anlamı taşır. Kişisel görüş bildirmek olarak tanımlayanlar vardır. Öznel bir yargının kişinin kendisine bağlı olarak değer biçilmesi için söylenmektedir. Biçilen bu değer açısından incelendiğinde kişiden kişiye değişen ve herkes için farklı olan değeri temsil eder.

Osmanlı Türkçesi’ nde de bu kavramın karşılığında enfüsi kelimesi kullanılırdı. Bu kelime Arapça köküne dayanmaktaydı. Güncel kullanımında bu kelimenin telaffuzuna bakıldığında farklı iki telaffuz ortaya çıkar. Telaffuzların farklılaştığı nokta u olarak mı yoksa ü olarak mı telaffuz edileceği yönündedir. Türk Dil Kurumu doğru telaffuzun “u” harfiyle olacağını belirtmiştir. Dil Derneği ise bunun tam tersi yönünde bir açıklama yapmıştır. Türk dil bilgisi yapısına bakıldığında ikinci telaffuzun doğru olduğu öne sürülse de bizim için en doğru kaynak Türk Dil Kurumudur.

Objektif ve Subjektif Arasındaki Fark

Subjektif kelimesi olaylara kendi bakış açısıyla, kendi penceresinden bakmak anlamı taşır. Kişisel değerlendirme yapmak, kendi görüşlerini belirtmek anlamı anlamlarını taşır. Objektif kavramı ise bunun karşıt anlamlarını içeren ifadeleri temsil eder. Türk Dil Kurumunda belirtilen anlamına göre objektif; tarafsız kalma ve tarafsız olma anlamlarını taşıyan bir kelimedir.  Tarafsız kalma ve adil olma durumları bu kelimeyi temsil eder.  Objektif kavramı nesnel olma durumunu ifade eder. Diğer kavram ise öznel olma durumunu ifade eder. Objektif olma durumu, bireyin geçmiş deneyimlerinden ve yaşantılarından bağımsız olma durumunu ifade eder. Aynı zamanda olgulara, hesaplamalara vb. bakılarak doğrulanabilir olma yanı vardır.

İki kavram arasındaki farklar şunlardır;

  • Biri nesnel olma durumunu temsil ederken diğeri öznel olma durumunu temsil eder.

  • Objektif, doğrulanabilir bilgilere dayanmaktadır. Diğeri kişisel bilgi ve deneyimlere dayanmaktadır ve doğrulanması güç düşüncelerdir.

  • Objektif olanda kişi veya kurumlar hiçbir zaman kişisel görüşlerine yer vermezler. Diğerinde ise kişisel görüşlere yer verilir.

  • Objektif, konulara ve olaylara karşı nötr tavır takınırken diğerinde bu tavır bulunmaz.

  • Subjektif kişinin karakterine ve geçmiş bilgilerine göre şekillenir. Diğeri kişinin geçmiş bilgileri ve karakterine göre şekillenemez.

  • Objektif, bilim insanı olmak için kesin bir şart taşır. Diğeri ise bilimin ilkelerine tezat bir kavramdır.

  • Objektif, bilimsel çalışmaları yürütebilmek için olması şarttır. Diğeri ise daha çok sanat vb. kullanılarak farklı bakış açıları için gereklidir.

Subjektif Olmak

Subjektif olmak, günümüz toplumunda bireyin bir olay veya durum karşısında duygu ve düşüncelerini ön plana çıkartması durumudur. Böyle davranışlarda bulunan kişi, kişisel düşüncelerini vereceği hükme karıştırır. Böylece olanı olduğu gibi kabul etme durumunda zorluk çeker. Düşünceleri ve görüşleri doğrulanamaz. Subjektif olmak, bazı durumlarda bireyler tarafından suçlanan veya hor görülen bir davranış olarak yansıtılır. Bu durumda bulunanlar, düşüncelerini bu yönde değiştirmek değil, düşüncelerini nesnel olanın önünde gölge yapmaması gerekir.

Habercilik, gazetecilik alanlarında subjektif olmak hoş görülmeyen bir davranıştır. Bu meslekler için doğru olan objektif bir tavır sergilemeleridir. Çünkü bu mesleklerin kalitesini dürüstlük ve tarafsızlık beslemektedir. Habercilik alanında çalışanların bu konuda kaliteli ve hedef kitlelerini yanıltmayacak işler yapması için nesnel tavır takınmaları gerekir. Olaylara karşı nötr bir bakış açısıyla bakmalıdırlar.

Habercilik alanının dışında bilimsel çalışmalarda özellikle tarih disiplininde subjektif olmak bilgilerin sağlıklı olmasını engelleyebilir. Tarihçiler veya tarih yazarları, yöneticiler ve toplumdan baskı göreceklerini düşündükleri için nesnel anlayıştan uzak kalabilmektedirler. Bazı yasalar, milliyetçilik duyguları, yönetimden çekinme vb. nedenler nesnel anlayışı geride bırakabilmektedir.

Bireyler hangi durumlarda subjektif olmak durumundadırlar? Genellikle somut bir durumun yaşanmadığı anda olabilir. Eğlencesine film izlerken, kitap okurken, günlük sohbet ederken vb. davranışlarda herhangi bir sorun teşkil etmez. Ancak rasyonel bir karar verme süreci, haber oluşturma, fikir alışverişi yapma, bilimsel olaylarda vb. durumlarda objektif olunmalıdır. Belirtilen bu durumlarda subjektif olmak yaptığınız işe zarar verebilir. Bu alanlarda nötr bir tavır takınmak en iyisidir.

Felsefe ve Subjektif Anlayış

Öznelcilik felsefede bir akım olarak kabul edilir. Bu akım sujeyi fikrin ana merkezine yerleştirir. Öznelcilik akımı, yargılarını ve akıl yürütmelerini özne merkezli belirlemektedir. Bu akımda nesne bir kenara itilerek onun varlığını özneye bağlarlar. Bu açıdan idealizm ile örtüşmektedir. Felsefenin alt dallarından ahlak felsefesinde subjektif anlayış kişisel inançları ve görüşleri temele alarak hareket etme anlamında kullanılır.

Sanat felsefesinde de subjektif anlayış kullanan düşünürler bulunmaktadır. Croce bunların başında gelir. Ortak estetik anlayış reddedilir. Nesnel bir güzellik anlayışının olmadığını savunur. Bu akımın temsilcilerine göre estetik anlayışı özneden bağımsız bir anlayış olarak tanımlanamaz. Bu görüşün temsilcileri, sanat eserlerinin değerini kişide uyandırdığı duyguların ve görüşlerin belirlediğini savunurlar. Temsilcilere göre, her suje eşsiz bir yapıdır. Bu nedenle bireyler arasında ortak bir estetik anlayışından söz etmenin mümkün olmayacağı öne sürülür.

Genel kabul edilen güzellik nesneldir görüşüne tezat görüşler belirtilir. Aynı zamanda Kant gibi güzelliğin hem nesnel hem öznel olabileceği görüşü de bulunmaktadır. Genel olarak felsefi yargı güzelliğin nesnel olduğu görüşünü benimser. Metafizik alanı da subjektif anlayış bulunur. Bu alanda subjektif anlayış, evrenin bir tasarım olduğu görüşü etrafında birleşir. Anlayış bu yönüyle semavi dinlerle örtüşmektedir. Bu görüşün ileri aşaması ise ruhsal öznelerden başka hiçbir gerçekliği kabul etmeme durumudur. Evreni, öznenin hayal dünyasından ibaret olduğunu benimserler.

Subjektif Yoksulluk

Subjektif yoksulluk, özel konuları barındıran bir yoksulluk çeşididir. Öznel yoksulluk olarak da tanımlanır. Bu yoksulluk türünü değerlendiren kişi, kişinin kendisidir. Kişinin yaptığı değerlendirmeler ölçek olarak alınır. Özne, kendisi için ne istediğini bilir anlayışı vardır. Kişinin istediği şeyin gerekli olup olmadığı tartışılır. Subjektif yoksulluk, subjektif değerlendirmeler yapılarak konumlandırmalar yapılır.

Örneğin, bir birey kendini çok yoksul olarak tanımlarken, aynı koşullara sahip başka bir birey kendini yoksul olarak tanımlamaz. Hatta aynı aile bireyleri içerisinde bile bu durum söz konusu olabilir. Aile üyelerinden biri kendini yoksul olarak tanımlarken, bir başka üyede kendisini yoksul olarak tanımlamaz. Bu sorunları aşmak için anket vb. yöntemleri kullanmak gerekebilir. Subjektif yoksulluk kavramı ile yapılan değerlendirme sonuçları kesin bir bilgi vermez. Bu değerlendirme sonuçları sağlıklı olmaz. Ama değerlendirme ile fikir elde edilebilir.

subjektif subjektif olmak objektif subjektif yoksulluk subjektif anlayış
Sezer Açiler
Sezer Açiler
Blog Yazarı

Sezer AÇİLER, 19 Haziran 1995 tarihinde Sakarya’da dünyaya geldi. 2018 yılında Sakarya Üniversitesi Sosyoloji bölümünü bitirdi. Gayrimenkul danışmanı, stajyer sosyolog ve Felsefe Grubu öğretmeni olarak çalıştı. Sertifika programlarına katıldı. 2019 yılında İstanbul İşletme Enstitüsünde blog yazarı olarak çalışmaya başladı.

Benzer Yazılar
Doğru ve faydalı bilgiler sağlama konusunda kararlı olan uzman ekibimizle blogumuzu her zaman yeni makaleler ve videolarla güncelliyoruz. Güvenilir tavsiyeler ve bilgilendirici içerikler arıyorsanız, blog sayfamıza mutlaka göz atın.