Published on: 26 Nisan 2018 Konuk Yazar 0 Yorum

Arının bedeninde hem zehir, hem bal vardır. Aynı bedende arı bu ikisini birbirine karıştırmaz. Aynı arı balı ile birine şifa verirken bir diğerine zehir acı verir ve hatta öldürebilir. Arı balı çiçekten almaz çiçekten aldığı polen çiçek tozudur. Bu çiçek tozunu kendi bedeninde kendi sisteminde var olan özelliğiyle bala dönüştürür. İşte insan denilen sistem de baktığınızda aynıdır. Arı ile farkı arının programı tamamlanmıştır. Bedenindeki bu dönüşüm işini bilinçsizce kendine kodlanan program ile bilinçsizce yapar. İnsan ise iradelidir. Sistemindeki dönüşümü ancak kendi seçimi kendi bilinç düzeyine göre yapacağı seçimleriyle oluşturur.

İnsan Sistemi

İnsan sisteminin içinde olumlu olumsuz duygular öfke, sevgi, korku, güven cesaret gibi duygular hep bir aradadır. İnsan sistemi hangi duyguyu kullanacağını gelişmişlik seviyesine,bilinç düzeyine ve sahip olduğu inancına göre bu duygulardan hangisinin baskın olacağını aktif olacağını kendisi belirler. Belirlediği duygu onda düşünce oluşturur düşünceler davranışlarını davranışları karakterini ve dolayısıyla yaşam şeklini ve kalitesini belirler.

Peki insan bilincini belirleyen bilgiyi nereden alır. nerede depolar ve nasıl bilince dönüştürür ki bu bilinçle duygularında seçim yapabilsin. İnsan anne karnında bu bilgileri almaya başlar. Doğduktan sonra da anne baba çevreden almaya devam eder ve sonra öğretmenlerden alır. Bu bilgiler bilinçaltında sürekli kayıt halindedir. Bilinçaltı insanın zihin bahçesidir. Evet insanın zihin bahçesi vardır ve bu bahçesi sürekli kayıt halindedir. Bu kayıtlar en yoğun olarak 0-6 yaş arasındadır. Bu dönem kayıtları ergenlik dönemine kadar bilinçsizce devam eder daha sonrasında ise bilinçli kayıtlar olarak devam eder . Aileler bu zihin bahçesinin ilk bahçıvanlarıdır. İkinci bahçıvanlarsa öğretmenlerdir. Önceleri farkında olmadan sözler ya da olaylar yoluyla zihin bahçemize atılan her düşünce tohumları sonrasında inanca dönüşür. İşte bu inançlar seçimlerimizi belirler. Temel eğitim 1. kademede özelliklede çocuğu birinci sınıfta olan annelerin sosyal medyada oluşturdukları platformlarda yaptıkları yorumlara çok üzülüyorum. Bu çocuklar için üzülüyorum.

Bu annelerin çocuklarına da kendilerine de verdikleri zararın farkında olamayışlarına aslında çok keyifle heyecanla geçirebilecekleri çocuklarının eğitim öğretime ilk adımlarının güzelliğini yaşayabilecekken bunu bir sinir harbine bir işkenceye dönüştürülmeleri çok acı...

"Nasrettin hoca bir gün damdan düşer tüm ahali telaşlanır etrafına toplanır ve hemen doktor çağırın diye bağrışırlar. Nasrettin hoca hayır hayır! der itiraz eder ve bana damdan düşmüş biri varsa onu çağırın der. Damdan düşenin halini ancak damdan düşen bilir. Bu hikayeyi niye anlattım çünkü asıl bahsetmek istediğim bugün arka sıradakiler dediğimiz ya da başka sıkıntılarla tarif ettiğimiz öğrencilerin o arka sırada olmalarının sebebi asla kendi başarısızlıkları... Haylazlıkları değil! Onların zihin bahçelerin kendileriyle ilgili yanlış düşünce tohumları, başarmalarıyla igili olumsuz tanımlar yapacakları inanca dönüşmüş sözler ve kayıtlarla dolu olmasıdır. Nerden mi biliyorum kendimden biliyorum işte bu hikayeyi de ondan anlattım. Çünkü ben de onların yaşlarında o arka sırada ki başarısızlıkta dip yapmış bundan bir şey olmaz denilen çocuklardandım. Öğretmen olduktan ve zihin eğitimi ilgili araştırmalar ve aldığım çeşitli eğitimlerden sonra öğrencilik yaşamım boyunca yaşadığım sorunların başarısızlıkların küçük yaşlarda zihin bahçesine atılan ve daha sonra da maalesef inanca dönüşen yanlış söz ve davranışlardan kaynaklandığını gördüm. Üstelik daha da üzücü olan bu durumu oluşturanlarında bunun farkında olmayışı...

Aslında sizin için en iyisini yaptığını en doğrusunu söylediğini düşünen aileniz ve tamamlayıcı faktör öğretmenlerinizin olmasıdır... İlköğretim 1. kademe, akademik başarıların yarıştırılacağı, çocuğun başarılı başarısız diyerek ayrıştırılacağı bir dönem değildir. En baştan beri bahsettigimiz gibi bu dönem çocuğun eğitim öğretimle ilgili zihin bahçesinde olumlu kayıtların, olumlu düşünce tohumlarının atılacağı bir dönemdir. Kendisiyle ilgili, başarmakla ilgili, okul yaşamıyla ilgili güven kazanabileceği anların ve ortamların oluşturulması ve buna uygun iletişim dili geliştirilmesi gereklidir.

Oysa bakıyorum daha birinci sınıfta hatta daha birinci sınıfın ilk haftalarında bile velilerden "çok uğraşıyorum ders çalışmak istemiyor" şikayetleri geliyor. "Ödevlerini yapmıyor beni çok yoruyor". "Çok hırçınlaştı okula gitmek istemiyor", "diğer çocuklar harfleri birleştiriyor daha benim çocuğum birleştiremiyor", "önereceğiniz bir doktor var mı psikoloğa mı götüreyim galiba", "dikkat eksikliği var hangi ilacı kullanayım", "dikkatini arttırıcı bildiğiniz bir ilaç var mı?" gibi gibi hatta daha da vahim tespitler duyuyorum. Çocuk diğerlerinden farklı olabilir bu onun sorunlu olduğu anlamına gelmez. Ailenin bu tutumu çocukta okul fobisi ve ileride sınav kaygısı oluşturuyor. Okul çocuk için sürekli eleştirildiği, yarıştırıldığı ve diğerleriyle mukayese edildiği olumsuz duyguların yaşandığı yer oluyor zihin bahçesinde. Bu yüzden gerek aileler gerek öğretmenler, öncelikle biz çocuklara karşı başarıları hakkındaki davranışlarımızın ne kadarı doğru ne kadarı yanlış fark ederek işe başlarsak ve kendimizde bu değişimi yaparsak çocuklarımızın da değişeceğini göreceğiz.

Bizim bu küçük yaşlarda çocuklarımıza söylediğimiz her sözün her davranışımızın onlarda bir inanç kalıbı oluşturduğunu ve ileride yetişkin olduklarında ki seçimlerini bu inanç kalıplarına göre yapacaklarını hiç unutmayın. Her davranışımızla onların zihin bahçesinde bahçıvanlık yaptığımızı hatırlayarak davranırsak her şey yolunda gidecek. Böylelikle de çocuklarımızla birlikte tadında kıvamında bir eğitim eğitim - öğretim yolculuğu yaşamış olacağız. Nereden mi biliyorum? Bırakın mesleki bilgi birikimini! bir zamanlar kendisi hakkında aynı tespitlerin yapıldığı arka sıradakilerden olduğumdan KENDİMDEN biliyorum. Bu yüzden özellikle tüm bu çocukların sesi olarak sesleniyorum size! Sürekli bir şeyler anlatıp, sürekli ne yapmamız gerektiğini anlatmayı bir an olsun bırakın bir an olsun anlatmayı bırakıp anlamaya çalışın bakın o zaman nasıl her şey kendiliğinden yoluna girecek.

Yazıya başlarken de söylediğim gibi insan denilen sistemin içinde her türlü duygu mevcuttur. Bu duygulardan hangisini kullanacağı edindiği bilgi ile ulaştığı bilinç seviyesine göre olacaktır. İşte o bilince dönüşecek temel bilgi bizlerin onların zihnine ektiğimiz olumlu ya da olumsuz düşünce tohumlarıyla oluşacaktır. Tıpkı Edison’un annesinin çocuğuna yaptığı gibi...

"Thomas Edison bir gün eve geldiğinde annesine bir kağıt verdi ve “Bu kağıdı öğretmenim verdi ve sadece sana vermemi tembihledi”. dedi. Annesi kağıdı gözyaşları içinde oğluna sesli olarak okudu: “Oğlunuz bir dahi. Bu okul onun için çok küçük ve onu eğitecek yeterlilikte öğretmenimiz yok. Lütfen onu kendiniz eğitin.” Aradan uzun yıllar geçtikten sonra Edison’un annesi vefat ettiğinde, o artık yüzyılın en büyük bilim adamlarından biriydi ve bir gün eski aile eşyalarını karıştırırken birden bir çekmecenin köşesinde katlı halde bir kağıt buldu ve alıp açtı. Kağıtta “Oğlunuz “şaşkın” (akıl hastası) bir çocuktur. Artık kendisinin okulumuza gelmesine izin vermiyoruz…” yazılıydı. Edison saatlerce ağladıktan sonra günlüğüne şu satırları yazdı: Thomas Alva Edison, kahraman bir anne tarafından, yüzyılın dahisi haline getirilmiş, “şaşkın” bir çocuktu. Eğer anne o mektubu olduğu gibi okusaydı çocukta başarısızlık inancı oluşacaktı. Okuma, öğrenme ile ilgili sınırlarını oluşturup hiç bu konuda bir uğraş içine giremeyecekti ve yüzyılın dâhisi olamayacaktı. Bugüne kadar edindiğim gerek bilimsel veriler gerek mesleki tecrübelerime dayanarak çok önemli olduğunu düşündüğüm hatta eğitimin ilk adımı olarak gördüğüm bilinçaltının önemini ki çok daha geniş bir anlatım gerektiren konuyu zihin bahçesi benzetmesiyle ve biz yetişkinlerinde bu bahçenin verimliğinde ki rolümüzü sohbet tadında bir paylaşımla kısaca anlatmaya çalıştım.

Son söz olarak ” Ne ekersek onu biçeriz.”

Sevgiyle kalın.

  • başarı ,
  • başarısızlık ,
  • bilinç ,
  • thomas edison
Yazar
    Blog Yazarı
Özgeçmiş

İstanbul İşletme Enstitüsünde yazılarının yayınlanmasını isteyen konuk yazarlarımız için oluşturulan bilgi kartıdır. Birçok alanda ve disiplindeki yazıları bu hesap üzerinde bulabilirsiniz.

Devamı