AnasayfaBlogKampüs Hayatından Kurumsal Hayata Geçiş
Kurum - Şirket Kültürü

Kampüs Hayatından Kurumsal Hayata Geçiş

30 Ekim 2020
Kampüs Hayatından Kurumsal Hayata Geçiş

Kurumsal yaşamla ilgili konuşacağız. Kurumsal yaşamın ne olduğundan ziyade, kurumsal yaşama adım atan yeni mezunların yaşadığı problemler üzerine konuşacağız. Mesut bey, kurumsal yaşam ve iletişimi eğitimi eğitmeni, aynı zamanda protokol ve sosyal davranış kuralları eğitimi de veriyor. Üniversitede görevi de mevcut. Bu yayında katılımcıların elde edeceği bilgiler çok önemli.

Bilal Şentürk: Üniversiteden ortalama 22-23 yaşında mezun olunuyor. Sonra iş hayatı başlıyor ancak bir korku var. Kurumsal yaşamla ilgili uyumluluk problemi var ve bunlar da endişe yaratıyor.

Kampüs hayatından, o eğlenceli günlerin olduğu,kurumsal hayata geçildiğinde

İnsanları neler bekliyor? Neye hazırlanmalılar?

Üniversiteye adım attığınızda ortalama 4 yıl geçiriyorsunuz. Ben bu yılları nasıl değerlendirmeliyim? Ben kimim? Nelerden hoşlanıyorum? Ne yapmak istiyorom? Bunu daha birinci sınıfta iken netleştirmemiz gerekiyor. Özellikle kariyer merkezlerinin görevi bu. Öğrencilerinde farkında olması gerekiyor. Bireysel swot analizi yapılmalı.

Benim güçlü yanlarım neler? Zayıf yanlarım neler? Okuduğum bölümle ilgili, fırsatlar ve tehditler neler? Bunları algılamamız gerekiyor yine birinci sınıfta. Bu 4 yıl bir şekilde geçit staj dönemin belki olmadı. Staj çok büyük önem taşıyor; özellikle iletişim kurma, takım çalışması, krizi doğru yönetebiliyor olmak gibi konularda. O yaşlarda bunları oturtabilmek daha faydalı oluyor. Bir şekilde belki çalışmak zorundaydık. Hayat herkese aynı şartları sunmuyor maalesef. Herkes farklı zorluklara meydan okuyabiliyor.

Mezun olduk diyelim ve iş hayatına başladık burada ne yapmalıyım? Özellikle yeni mezunlara tavsiyem; İşletme enstitüsü içerisinde birçok eğitim ücretsiz. Ücretli olanlar da çok makul ücrette, harçlığınızla ödeyebilirsiniz. Almanız gereken eğitim başlıklarından tavsiyelerde bulunacağım. Ben de inceledim. Sunum becerileri çok eksik olduğunu görüyorum. Mesleğe yeni başlayanlarda sunum yapma, iletişim kurma ve diksiyon konusunda sıkıntılar oluyor.

Bizim eğitimimizin içerisinde temel olarak iletişim nedir? İletişimi doğru olarak nasıl yönetmeliyim? Farklı kültürlere staja bir yerde başlayacaksınız, kariyer basamakları zamanla aşılacak. İlk başladığınız yerde kurum kültürü, kurumsal aidiyet, örgütsel bağın sağlanabiliyor olması için sizin de kendinizi doğru ifade edebiliyor olmanız gerekiyor. Bunun için de gene ben aslında kimim? Ne yapmak istiyorum? Özelliklerim neler? Ve karşı tarafın özellikleri neler?

Olumsuz birşer şey yaşadınız diyelim. Bunun ardındaki olumlu niyeti bulmanız gerekiyor. Ben acaba bir hata mı yaptım? Eksik yanım mı oldu ki bana bu olumsuz geri bildirimde bulundu? Aslında bu stres yönetimi dediğimiz çatışma yönetimi dediğimiz hep olumsuz bakıyoruz. Geri planında olumlu özellikler de olabiliyor.

Belki zamanı doğru yönetemedim ve yöneticimde olumsuz geri bildirimde bulundu. Zamanı doğru yönetmeyi öğrendiğimde ise bir daha bu durumu yaşamayacağım. Farklı kültürler ve farklı örgüt yapılarının kendilerine has özellikleri, iklimi var ama her yerde bu böyle olmuyor. Dolayısıyla insanları tanımam gerekiyor. Her insan da aynı değil.

Bazen yeni mezunlar şununla da karşılaşıyor. “Lanet olsun iş hayatı çok kötü bir yermiş ben artık çalışmak istemiyorum. Ne yapacağım?” böyle gelenler de oluyor. Sakin olmalısın, kendini telkin edip rahatlamalısın ve doğru plan üzerine devam etmelisin gibi bilgiler eşliğinde ilerletmeliyiz diyebilirim.

Siz kariyer danışmanlığı yapıyorsunuz öğrencilerden şöyle gelen oluyor mu? “Ben böyle bilmiyorum kurumsal hayatı.

Yüksek lisans yapmaya devam etmek istiyorum. Öğrenciliğim devam etsin 

Tabii ki, yüksek lisans öğrencileri bile geliyor. Benim yaşımın üzerindeki insanlar bile gelip kariyer danışmanlığı alıyor. 40’lı yaşlardaki insanlar gelip yüksek lisansımı yapıyorum sektör tecrübem de var ama artık bulunduğum şirkete katkı veremiyorum. Farklı kariyer istiyorum. Bunla ilgili de yol gösteriyoruz. Alması gereken eğitimler var, uygulamalı programlar var. Bunun dışında da belki yabancı dili yetersizdir. Uzun yıllardır belirli bir kariyerin platolaşması oluyor ve aynı yere takılıp kalıyor. Neden olabilir? Yabancı dil yetersizliği, yetkinlik bazında eksikliği olduğu görülüyor veya iletişimi üstü yönetimle doğru yönetmediği için insanlar onu keşfedemiyor. Doğru analiz yapıp eksikler nedir diye düşünüp çözüm önerisi getirmek gerekiyor.

Bilal Şentürk: Tavsiyeler veriyorsunuz yol gösteriyorsunuz. Böyle bir yol göstermeye herkesin ihtiyacı var, kurumsal hayata geçiş döneminde kötü tavsiyeler de alıyoruz. “Dikkat et ayağını kaydırırlar, Yöneticinle iyi geçin.” gibi. Daha da negatif tavsiyeler de alabiliriz. “İşe başladığında baskı kur yoksa tepene çıkarlar.” gibi. Bu yeni başlayanı da kötü hale getiriyordur.

İlk kurumsal iş deneyimi olacak birisine neler söyleyebilirsiniz?

Temelde, karar noktasında özellikle ailenizden akın çevrenizden o pozisyonu icra ediyor başka yerde. Sizde o işe yeni başladınız. Size tavsiyelerde bulunacaktır. Şununla çok karşılaşıyorum. “Çok güvendiğim birisi tavsiyelerde bulundu. Ben de onun söylediğini dinledim ve şöyle bir davranışta bulundum.” Bu doğru bir şey değil.

Tabi ki kulağınızı kapatıp kendi kafanıza göre hareket etmek değil. Bunun yerine şunu yapmak gerekiyor, ailenizde tavsiyelerde bulunsun çünkü tecrübe çok önemli öğrenilmesi uzun yılları alıyor ve hepimiz acı tecrübeler eşliğinde güzel şeyleri öğreniyoruz.

“Aileniz, yakınlarınız, şirkette çok güvendiğiniz abi gibi gördüğünüz birisi de tavsiyede bulunsun ama siz de gözlemleyin. Ölçün tartın ve kendi kararınızı kendiniz verin.” diye yönlendirme yapıyoruz. Bu çok daha doğru oluyor. Hepsinin yaşanmışlığı tecrübesi, bunun dışında arkadaşınız farklı arkadaşınız için olumsuz görüş bildiriyor. “Dikkat et, tehlikelidir, onunla samimi olma” diyor.

Biz bunu dinleyelim, şunu da unutmamak gerekiyor; iş hayatı çetrefilli zor bir ortam olduğu için insanların farklı pozisyona atlamak için birbirinin arkasından iş çevirdiği de oluyor. Her ne kadar doğru, etik olmasa da iş hayatı maalesef böyle. Çalıştığımız kurumlarda gördük, görüyoruz.

Kendi kararınızı kendiniz verin. Tam anlamıyla da kulaklarınız kapalı olmasın. Nelerle karşılaşıyorlar? Şunlarla karşılaşıyor olabilirler; yönetici bazında baktığınızda çok yeni bilgisayar mühendisliği mezunu öğrencimiz geldi. 3 yıl önce bizden mezun olmuş şimdi yönetici. Burada personel yönetimi bakımından problemler yaşıyor olabilir. Ast üst ilişkilerinde sınırları korumak adına sorunlar yaşadığından bahsediyor.

Birisiyle çok samimi, samimi olan da onun işlerini halleden tabiri caizse arkasını toparlayan kişi. Diğerleri de çalışıyorlar ama kendi işi gibi sahiplenmek tabirini tam olarak yerine getirmiyorlar. Burada çalışmasını istiyorum ne yapmam gerekiyor. O samimi olunanla paylaşımlar yapmak, yemeğe çıkmak, diğerlerini olumsuz etkiliyor olabilir. Yöneticilik insan psikolojisinden anlamayı da gerektiriyor.

Çalışma arkadaşlarınızla samimi olabilirsiniz ama protokol dersinde de bahsettiğim iş hayatında herkesle eşit mesafede durabiliyor olmak, astlarınızla da eşit değer vermek, eşit ilgilenmek, çok daha iyi olacaktır. Ama kalan kişisel zamanınızda istediğiniz iletişimi kurabilirsiniz. Yönlendirmelerimiz devam ediyor.

Bilal Şentürk: Şey gibi mi bu. Üniversitede herkes kendine yakın bir arkadaş seçerdi ve bütün etkinliklerini onlara yapar, aynı yurtta kalır, aynı eve çıkarlar. İş hayatına girdiğinde de hemen böyle bir ihtiyaç mı hissediyorlar acaba? Böyle bir psikoloji yaratabilir mi? Grubun içerisine dahil olma isteği gibi mi?

Benzer düşünceler baktığınızda. Hem zaman geçirmek yemek vaktinizi birlikte değerlendirmek. Bunun dışında insanların işe kattığı değer çok farklılık gösteriyor. Evet işinizi seviyor olabilirsiniz ama iş yaşam dengesi baktığımızda kimisi 8 saat ise 8 saatini ayırır ama, 8 saat 1 dakikasını ayırmaz. “8 saat çalışır yapacağımı yapar ve giderim” der. Ama diğerleri iş yaşam dengesini tam olarak ortalamayabilir. Bu neden olabilir. Zaman yönetimi, belki yetkinliğin az olması. 8 saatlik işi 10 saate tamamlıyor olmak. Bundan keyif almak. Ben mesela keyif aldığım için çok uzun saatler çalışabiliyorum.

Burada da vermiş olduğum diğer x kişisinde örnekte de hem keyif alıyor hem de yöneticiyle iyi ilişkileri var. Dolayısıyla diğerlerinden daha fazla iş hayatına zaman ayırıyor. Diğerlerinden çok daha hızlı işleri bitirebiliyor. Çok daha hızlı terfi edebilecek kapasitede ve yetkinliğini de artırmış oluyor. Dolayısıyla bu kişiden kişiye çok değişiklik gösteren bir şey. Başarılı olmak istiyorsak fark yaratmalıyız. O kişi işte farkın yaratmış, yönetici onu keşfetmiş, çok daha fazla çalışıyor, çok daha fazla vakit ayırıyor. Diğerlerinden 2 kat fazla çalışıyor. Uzaktan ayna tutup baktığımızda da yöneticinin davranışının belki eleştirilmesi, eşit mesafe davranış gösterilmemesi. Eşit mesafe davranışa rağmen diğeri hala çok çalışıyor ise de ödüllendirilmesi diyebilirim ödül ceza sistemini, performans açısından bakacak olursak.

Bilal Şentürk: Burada yöneticinin de bir koçluk görevi ortaya çıkıyor.

Kesinlikle yönetici farklı teknik programdan da geliyor olabilir. Lise mezunu da olabilir. Ama bu tarz eğitimlerle kendini geliştirmesi gerekiyor. Geçmiş zamanda okuyamamıştır, farklı problemler olmuştur, maddiyatı yoktur vs. ama gelmiş olduğun ya da hedeflediğin pozisyon için kendini geliştirmen gerekiyor. Aksi takdirde iş hayatında sürdürülebilir olmuyorsun.

Bilal Şentürk: İnsan kaynakları tarafından ne yapılabilir? Oryantasyon programları eskisi gibi değil, çok daha iyi. Eskiden oryantasyon programları çok daha mesleki bilgiler anlatılırdı. Ancak şimdi daha çok kurumla ilgili misyon ve vizyonundan bahsediliyor. 

Özellikle yeni kuşağın Z kuşağının kurumsal hayata uyumu, iletişim problemleri için ne yapılabilir?

Belki uyum programları hazırlanabilir mi?

Z kuşağı gerçekten zor bir kuşak. Lisans ve ön lisansta vermiş olduğum derslerde de haşir neşirim Z kuşağıyla. 2000 ve sonrası doğumlular ortalama 18-20 yaş diyelim. Tamamen dijital kuşak. Özellikle sosyal medya, bilgisayar ile büyüdükleri için çok hızlı bir şekilde bilgiye erişip bilginin doğruluğunu teyit edebiliyorlar. Bazı derslerimde bakıyorum. Çok da olumlu ve çok da güzel karşılıyorum. 
Fakültede verdiğim işletik dersinde mesela.

Tarihinden bahsediyorum, önemli bilim insanlarından bahsediyorum derste. Orda benim söylediğimi Google’dan teyit edeni gördüm. Araştırıyor internette. Bu aslında kızılabilecek bir şey değil, olumlu bir şey. Takdir de ettim, evet çok kolaylaştı Google bir derya. Çok bilgi kirliliği de var. Eğitimlere kaynak da koyuyorum ki oraya da baksınlar. 

Bilal Şentürk: Evet çok fazla sahte, kirli bilgi var.

Z kuşağını tatmin etmek kolay değil. Peki ne yapması gerekiyor şirketlerin? Şirketlerin Z kupasını elde tutabilmek için ilgi alanları neler? Ne yapmak istiyor? Gelecekte ne hedefliyor? Akademik araştırmalara baktığımızda Z kuşağı şunu istiyor; marka değeri. Örnek veriyorum Samsung markası. Marka beni dışarda nasıl taşıyor? Arkadaşlarımın yanına gittiğimde ben Samsungda çalışıyorum dediğimde arkadaşlarım “Vaavv çok iyi bir yerde çalışıyorsun.” Diyor mu? Bu onu çok fazla tatmin ediyor. Yine ücret meselesi.

Hayatını idame etmek açısından önemli ancak şu paraları kazanayım diye hedefleri yok. En büyük tutkuları markalar, giydiğim şeyler, takıldığım yerler marka olsun. Şirketin de bana değer vermesi önemli. Bana değer vermiyorsa ben burada mutlu değilsem, iş hayatındaki özel hayattaki mutluluk dengesini tutmaya çalışıyorlar.

Eski kuşaklara baktığımızda X,Y kuşağı nedir, iş hayatında mutsuz bile olsam paramı kazanayım diyor. Zaten sosyal hayatımda keyfim yerindeyse, ailem varsa, mutluysam devam ederim gibi. Hep belirli maaşım olsun. X,Y kuşağında bu düşünce var. 

Z kuşağında ise ben iş hayatında da mutlu olacağım, istediğim zaman dinlenebileceğim, çok fazla kısıtlamayacaklar diyor. Örgütsel mahkûmiyet diye bir kavram çıktı. Sürekli kayır altına alınıyor olma, odanızda bile kameraların bulunması, her şeyinizin saatli olması. Kart basmanız, giriş çıkış saatlerinin kaydedilmesi. Burada o örgüte mahkum gibi hissediyorum ve mutsuz oluyorum. Psikolojik açıdan da yıpranıyorum. Burada Z kuşağı asla böyle bir şeyi kabul etmiyor diyebilirim.

Bilal Şentürk: Gelen sorulara bakıyorum. Diyor ki kurumsal iş hayatına başlamaktan ise “start up” başlamak daha mantıklı değil mi? Kurumsal iş yaşam stresinden kaynaklı. Start up başlarsam o stresten uzak olur muyum?

Bizim teknoloji transfer ofislerimiz var. Çeşitli üniversitede var. Özellikle YÖK’ün de müfredata koyduğu girişimcilik dersleri. KOSGEB, çok popülerdi 5-6 yıl önce, halen devam ediyor. Girişimcilik eğitimleri ücretsiz. Bu eğitimleri almak önemli. Ancak girişici olmak için kendimi tanımam gerekiyor. Acaba girişimcilik ruhum var mı? Girişimcilik çok zor bir şey, dışardan kolay gibi görünse de. Nasıl olsa devlet destekliyor, bir devam ettireyim diye düşünülüp bu işe girilebilir. Ama iyi bir altyapı, planlama ve iyi bir strateji olmazsa olmaz. Faydaları neler?

Start up olarak yeni mezunsunuz ve kendi işinizi kuracaksınız. Şunu yapabilirsiniz, teknoloji transfer ofisleri, teknoparklar bazı devlet üniversitelerinde de var. Sizin fikriniz, sermeyeniz ve aynı zamanda da girişime başlayabilirsiniz. Sermaye bazında işin büyüklüğü küçüklüğü açından değişiklik gösterebiliyor. Şu açıdan işin stres yönetimi açısından soru anladığım kadarıyla.

Bilal Şentürk: Sorusu tam olarak şu; start up kurayım değil de start upta işe başlasam daha iyi değil mi? Büyük bir bankada çalışmak yerine yeni kurulan bir teknoloji şirketinde çalışmış olsam o süreci hızlı bir şekilde atlatabilir miyim? Uyum sürecim daha hızlı yapabilir miyim?

Burada stres yönetimi çok değişiklik gösterecek. Bazı kurumsal firmalarda şu olabiliyor, izin üstünüz var, onunda yöneticisi, var ve onun da yöneticisi var. 3 farklı yöneticiye bağlı çalışabiliyorsunuz çok büyük firmalarda. Bu stresi 3’e katlıyor olabiliyor. Ama bazen de tek yönetiniz var ve çok iyi ilişkiniz var ki ailenizden biri gibi hissedebiliyorsunuz. Babacan liderlik dediğimiz popüler liderlik kavramlarına baktığımızda. Bu çok değişiklik gösterir, net bir şeyler söylemek çok doğru olmaz. Start up kurarsan çok mutlu olursun yoluna devam et gibi bir şey söyleyemem. Çünkü girecek olacak olduğunuz sektör önemeli. Çok iyi analiz yapılması gerekiyor. Özellikle covid-19 etkisine baktığınızda analiz yapmak gerekiyor. İkisinin de avantajları dez avantajları var. Net bir şey söylemek doğru olmayacaktır. Yanlış yönlendirmiş olurum.

Bilal Şentürk: Son soruyu kıdemliler için soracağım. Pazartesi sendromu. Kurumsal iş yaşamı dediğimiz şey pazartesi sendromunun mucididir muhtemelen. Kurumsal hayatta tanıdıklarımın çoğu yoga meditasyon yapıp sakinleşmeye çalışıyorlar. Özellikle pazartesi günleri yapıyorlar. 

Kurumsal hayatın stresini aşmak isteyen kıdemlilere ne önerirsiniz?

Stres yönetimi çok büyük problem olabiliyor. Stresimizi fizyolojik ve psikolojik olmak üzere ikiye ayırıyoruz. Fizyolojik strese baktığımızda psikolojik strese göre daha kolay üstesinden gelinebiliyor. Bazı mesleklerin tehlikeli olması. Hava trafik kontrol işindesiniz. Maden işçilerinin soma Faciası olmuştu. Öyle bir işte çalışıyorsanız sizi fizyolojik olarak hem vücut olarak yoracaktır. Bunu dışında psikolojik stres dediğimiz plazada konforun çok iyi olduğu ortamda çalışıyorsunuz ama psikolojik olarak stres altında olduğunuzu düşünüyorsunuz.

Olumlu ve olumsuz stres diye ikiye ayırmam gerekiyor. Stres bazında yaratıcılığımı teşvik edebilirim, çok daha fazla çalışabilirim. Heyecan verici olur. Bunu tespit etmek gerekiyor. Peki bun nasıl çözebilirim. Nefes egzersizleri yapabilirim. İlk başta hedefe odaklanmam gerekiyor. Bu kurumda çalışıyor um, şu kadar yılımı verdim. Belki terfi edeceğim, maaşım yüksek olacak diğerlerinden. Dolayısıyla stresi yönetebilmek için mutluluk hormonlarımı nasıl salgılayabilirim? Spor yapabilirim. Kurumsal çalışanların yapmak istediği ama zaman bulamadığı.

Bilal Şentürk: En azından spor salonunun parasını ödüyoruz.

Evet ödüyoruz ama gitmiyoruz. Nefes egzersizlerinin yanı sıra oturacak yapabileceğimiz egzersizler var. Başka ne yapabilirim?

Bilal Şentürk: İş değiştirebiliriz belki?

İş değiştirilebilirim, kabullenebilirsiniz, bazı şeylere karşı koymayı öğrenebilirsiniz. Korkularınız vardır belki, yetkinlik bazında, iletişim problemi varsa. Algı yönetimi, diğer insanlar beni nasıl algılıyor? Bunlarla ilgili de farkında olmak gerekiyor. İşin sonu hep aynı yere bağlanıyor. Kendini geliştirmek. Temel becerileri bilme.

Takım çalışmasını doğru icra edebilmek gibi şeyleri yapmam gerekiyor. Bunların dışında stresi yönetebilmek adına inovatif fikirler yaratabilirim. Hayal kurmak gibi. Hayal hep mutlu eder hiç olmuyorsa işi değiştirmek gerekiyor. Son tavsiyemizde işi değiştirmek gerekiyor.

Günümüzdeki problem de şu aslında. Çok fazla kalifiye olmak. Çok fazla kalifiye insan da düşük bir pozisyonda kuramsal olmayan yerde çalışıyorsa stres oluyor ve işe gitmek istemiyor. Örnek veriyorum. Siz yönetici olabilecek kapasitede iken, uzman kadrosundasınız. Bu da sizin mutsuz olmanıza sebep oluyor. Bunları tespit etmek sonrasında doğru plan ile harekete geçmek gerekiyor diyebilirim.

Billal Şentürk: Warren Buffett’in “Eğer işe giderken dans ederek gitmiyorsunuz o işten zengin olmazsınız” diye bir söz de var.

Ne yaparsanız yapın sevdiğiniz işi yapın. Çok klasik olmak istediğiniz pozisyona ulaşmak için elinizden gelenin fazlasını yapmaya çalışın. Ve eğitim sürekliliği anlamlıdır. Hem yeni eğitimle almaktan gelişmekten, kendinizi ve mesleki profilinizi geliştirmekten vazgeçmeyin. Eğitimlerle de çok mutluyum.

Bugün bahsettiğimiz birçok başlığı işliyoruz. Yeni mezunlara, sektördeki insanlara kariyerimizi doğru yönetebilmek için bu eğitimi almalarını tavsiye ediyorum. Protokol ve sosyal davranış kuralları eğitimi. Hepsi iş hayatına dair tecrübelerle sabit önemli bilgiler içeriyor.

Mesut Öztırak Kimdir?

Lisansım işletme, master insan kaynakları yönetimi örgütsel davranış alanında çalıştım. Özellikle iletişim ve kurum içindeki insanların yönetimi. Kısacası insan yönetimi işimiz. Doktoram da yine tez aşamasındayım, kurumsal firmalarda insan kaynakları yönetimi üzerine doktora tezi yazıyorum. Bir vakıf üniversitesinde öğretim görevlisi kadrosundayım ve kariyer merkezi müdürü olarak görev yapmaktayım. Yoğun bir iş hayatım var ama bundan çok mutluyum. Her zaman dediğimiz gibi sevdiğin işi yap ki hiçbir zaman çalışmış olmayasın. 7/24 bu ileri yapıyor olsam bile keyif alıyorum ve üzerine bir de para kazanıyorum.

Enstitüde verdiğim Kurumsal Yaşam ve İletişim Yönetimi eğitimi ile Protokol ve Sosyal Davranış Kuralları Eğitimi hem öğrenciler ve sektördeki insanların kendilerini geliştirmesi ve daha da iyi bir pozisyona gelmesi konusunda, kariyeri yönetmesi bazında faydalı eğitimler olduğunu söyleyebilirim.

Bilal Şentürk: Protokol eğitimiz ilginç. Mezunlar biz bilmiyor muyuz diye soruyor olabilir. Ben de katıldım. Çok verimli, herkesin katılmasını tavsiye ederim.

kurumsal hayat kariyer
Konuk Yazar
Konuk Yazar
Blog Yazarı

İstanbul İşletme Enstitüsünde yazılarının yayınlanmasını isteyen konuk yazarlarımız için oluşturulan bilgi kartıdır. Birçok alanda ve disiplindeki yazıları bu hesap üzerinde bulabilirsiniz.

Benzer Yazılar
Doğru ve faydalı bilgiler sağlama konusunda kararlı olan uzman ekibimizle blogumuzu her zaman yeni makaleler ve videolarla güncelliyoruz. Güvenilir tavsiyeler ve bilgilendirici içerikler arıyorsanız, blog sayfamıza mutlaka göz atın.