Published on: 09 Kasım 2018 Konuk Yazar 0 Yorum
Okuma Sayısı : 430

Eğitim sistemimizi gözden geçirmek için aslında çok da uzaklara gitmeye gerek yok. Şunun şurasında bir 90 yıl kadar geriye baksak yeter. Aslında benimde pek bir bilgim yoktu bu konuda. Tabi zamanla aldığım eğitimlerden, anlatılan olaylardan biraz daha bakış açımı geliştirdim. Konuyla alakalı düşüncem yakın zamanda oluştu diyebilirim sizlere. Geçen sene KPSS sınavı için hazırlanıyordum. Bu sırada bir dershanede eğitim alıyordum. Derslerimize katılan bir öğretmenin anlattığı olaydan sonra bakış açım tamamen değişti. 1936 yıllarında kurulan o mükemmel sistem; Köy Enstitüleri. Duydunuz mu daha önce bilmiyorum. Benim de çok fazla bir bilgim yoktu, ta ki konuyla ilgili araştırmalar yapana kadar.

İlk önce dershanede görev yapan öğretmenimiz John Dewey adında ABD’li ünlü bir filozofun ülkemize geldiğinden ve eğitim sistemimiz ile ilgili raporlar sunduğundan bahsetmişti. Ve bu olayın M. Kemal Atatürk zamanında olması ilgimi çekmişti doğrusu. Evet, tam da burada başladı bakış açımın genişlemeye başlaması. John Dewey, ilk ziyaretinde yaparak/yaşayarak öğrenmenin önemli olduğunu, eğitime daha fazla önem verilmesi gerektiğini, eğitime ayrılan bütçenin artırılması gerektiği konularında bir rapor sunmuş. Daha sonra rapor, M. Kemal Atatürk tarafından dikkate alınarak o zamanın eğitim sisteminde iyileştirilmeler yapılmış. Hatta bu raporun, biraz önce bahsettiğim Köy Enstitülerinin de kuruluşuna zemin hazırladığı söylenebilir.

Yıllar Önce Baştan Yaratılan Bir Sistem; Köy Enstitüleri

eski eğitim, eğitim, insanlar, öğrenciler

1945 yılında ülkemize tekrar gelen John Dewey, Hasanoğlan Köy Enstitüsü’nü inceledikten sonra İngiltere ve Amerika’daki konuşmalarında “Benim düşlediğim okullar Türkiye’de Köy Enstitüsü olarak kurulmuştur. Tüm Dünya’nın bu okulları görüp eğitim sistemini, Türklerin kurduğu bu okulları göz önünde bulundurarak yeniden yapılandırması isabet olacaktır.” ifadelerini kullanmıştır. (Ata, 2001; Akt. Efendioğlu, Berkant ve Arslantaş; 2010)

Bu süreç boyunca birçok uygulamaya önem verilmiştir. Bunlardan bir tanesi 1940’lı yıllarda dünya klasiklerinin Türkçe’ye çevrilerek, Köy Enstitüleri öğrencileri tarafından okunarak tanıtılması ve eleştirilmesi zorunluluğu getirilmesi yeni bir okur-yazar kitlesini oluşturduğunu söyleyebiliriz.

Düşünsenize; o zamanlar ile günümüzdeki eğitim sisteminin farklarını. Şimdi okullarımızda 90 yıl önce işlenen bir sistemden daha kötü bir sistemimiz var. Üstelik artık her şeye erişimimiz daha kolayken. Günümüzde eğitim alanında yapılan en köklü ve örnek gösterilecek çalışma ise online eğitimler olabilir. Teknolojiyi kullanarak bu eğitimlerden ücretsiz yararlanma hakkı kazanıyorsunuz. Birçok alandaki eğitimlere katılarak kişisel gelişiminizi sağlayabilirsiniz. Fakat bu sistemin de oturmasına, gelişme sağlamasına daha çok var. Henüz başlangıç aşamasında olan bir eğitim sistemi. 

Teknolojisiz Ama İleri Düzeyde Bir Eğitim Sistemi

köy enstitüsü, eğitim, kız

1936-1950 yılları arasında Köy Enstitüleri’nden büyük bir verim alınmış. Bu sistem bir süre devam etmiş. Ve o okullardan mezun olan bireyler kendi uzmanlık alanlarının yanı sıra her işten anlayan bireyler olarak mezun olmuşlar. Okulun, sadece bir çatı altında ezberletilen dersler olmadığını bize en güzel şekilde yaşatmışlar zamanında.

Tabi bir de bunun geriye doğru gitmesi var. Asıl sorun da burada başlıyor zaten. Yıllar önce en üst düzeyde bir sisteme sahipken şimdi sadece robot yetiştiriyoruz okullarımızda. Düşünün şimdi; o zamanlarda hiçbir teknolojik erişiminiz yok. İstediğiniz kitaplara da kolay ulaşamıyorsunuz. İstediğiniz bilgilere ulaşmak için saatlerce belki günlerce zaman ayırıyorsunuz. Ama eğitimde başarılı oluyorsunuz ve dünyanın hiçbir yerinde uygulanmayan bir eğitim sisteminiz var. Üstelik okullarınızdan mezun olan bireyler de çok yönlü bir bilgiye sahip olarak mezun oluyorlar. Bunun bireylere olan katkısından tutun da ülkenize getireceği fırsatlara kadar düşünün.

Günümüzde ise teknoloji ve eğitim ilişkisi açısından bulunabileceğimiz en üst seviyedeyiz. Her türlü bilgi elimizin altındaki birkaç tuşta saklı. İstediğimiz kitapların özetlerine kadar bulabiliyoruz değil mi? Öyle eskisi gibi kütüphaneleri gez, ansiklopedileri tek tek tara, bilgileri bul vs. gibi problemlerimiz de yok. Peki, neden şuan eğitim seviyemiz diğer ülkelere kıyasla daha geride? Nereye gidiyor bunca bilgi? Eğitim seviyemizin bunca teknolojiye sahipken geriye gitmesi olası bir durum mu?

Günümüzde öğrencilerin çoğu şunu yapmakta; öğretmenin verdiği ödevi araştırmadan, internetten herhangi bir sayfadan bulduğu yazıyı okumadan çıktısını alıp okula götürmekte. Peki bilgi nerede kaldı? Öğrencinin hafızasında mı? İnternet sitesinde mi? Çıktı aldığı kağıtta mı? Elbette ki öğrencinin hafızasından başka her yerde. Eğitim sisteminin böyle olmasındaki en büyük etken sizce teknoloji mi yoksa programları hazırlayan eğitimcilerimiz mi?

İşte bu soruların tüm cevabı bu yazının başlığında ve sizin o eşsiz bakış açınızda saklı.

Son olarak M. Kemal Atatürk’ün, bu konuyla alakalı bir sözüyle yazımı sonlandırmak istiyorum.
“Milli Eğitim’in gayesi yalnız hükümete memur yetiştirmek değil, daha çok memlekete ahlâklı, karakterli, cumhuriyetçi, inkılâpçı, olumlu, atılgan, başladığı işleri başarabilecek kabiliyette, dürüst, düşünceli, iradeli, hayatta rastlayacağı engelleri aşmaya kudretli, karakter sahibi genç yetiştirmektir. Bunun için de öğretim programları ve sistemleri ona göre düzenlenmelidir.”

Kaynakça:

  • http://www.neslihankurt.com/jhon-deweyin-turkiye-izlenimleri-ve-1924den-gunumuze-yansimalari/
  • Ata, B.; Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, cilt21, sayı 3(2001);193-207

Yazar: Melike Cehren Çinkaya

  • eğitim sistemi ,
  • teknoloji
Yazar
    Blog Yazarı
Özgeçmiş

İstanbul İşletme Enstitüsünde yazılarının yayınlanmasını isteyen konuk yazarlarımız için oluşturulan bilgi kartıdır. Birçok alanda ve disiplindeki yazıları bu hesap üzerinde bulabilirsiniz.

Devamı