AnasayfaBlogEdebiyat ve Sinemada Büyülü Gerçekçilik 
Nedir?

Edebiyat ve Sinemada Büyülü Gerçekçilik 

22 Nisan 2021
Edebiyat ve Sinemada Büyülü Gerçekçilik 

Akılla çözülemeyen, fantastik ögeler içeren, mantıkla anlaşılamayan gerçeklikler edebiyat ve sinema terimlerinde ‘Büyülü Gerçekçilik’ olarak adlandırılmaktadır. Özellikle Türk masallarında ve anonim olan çoğu hikâyede bu akımın etkileri görünmektedir. Oluşturulan bu anlatımlarda mistik ve tuhaf atmosferlerde bütün olan gerçeklik düşüncesi bozulur.

Öğretiler ve değer yargıları değişir; paradokslar, ironiler, mecazlar iç içedir. Oluşturulan bu yeni gerçeklik durumu masal anlatıcılığı olarak da değerlendirilebilir. Ancak masal anlatıcılığı ile büyülü gerçekçiliği birbirinden ayıran en belirgin özellik; birinde doğal olmayan şeylerin (devler-periler vb.) açık bir şekilde belirtilmesiyken, diğerinde hikâyenin içine yedirilerek inandırıcılığının yüksek tutulmasıdır. Bu nedenle kurgusallık büyülü gerçekçilik akımında önemli bir yer tutmaktadır.

Edebiyatta Büyülü Gerçekçilik 

Terim olarak ilk kez Alman tarihçisi ve sanat eleştirmeni Franz Roh tarafından Alman ressamların, temaları ve konuları fantastik, hayal ürünü olan çalışmalarını adlandırmak amacıyla kullanılmıştır. Edebiyatta ise ilk kez İtalyan eleştirmen ve yazar Massimo Bontempelli tarafından dile getirilmiştir. Edebiyatta bu terimin ilk örneği Arjantinli yazar Jorge Luis Borges tarafından yazılan “Alçaklığın Evrensel Tarihi” isimli kısa hikâyelerden oluşan kitap olarak kabul edilmektedir. Latin Amerikalı yazarlar bu türün ilk ve en önemli eserlerini vermiştir.

Bu akıma tabi olan eserler okuyucunun aşina oldukları ortamları konu aldığı için gerçekçi bir kurguya sahiptir. Fantastik ögeleri ve masalsı anlatımları normalleştirerek okuyuculara sunmaktadırlar. Hikâyelerde bahsi geçen büyülerin günlük yaşamın parçası olduğu fikrini güçlendirmek için sınırlı bilgi verilip açıklama yapılmamaktadır. Anlatımlarda ironi kullanılarak karakterler; psikolojik, ahlaki özellikleri dışında gerçekleştirmiş oldukları eylemlerle tanıtılmaktadır. Kurgusal olarak bakıldığında ise; masallar, düşler, destanlar veya çağrışımlarla ilerleyen bu tür hikâyelerde normal edebi metinlerin dışına çıkılarak giriş – gelişme – sonuç bölümlerini içermezler.

Geçmiş, şimdi ve gelecek iç içe geçirilerek hikâyenin diriliğini ve daha derin okuma yapılmasını sağlarlar. Gabriel Garcia Marquez, Salman Rushdie, Isabel Allende, Toni Morrison ve Haruki Murakami gibi birçok yabancı yazar büyülü gerçekçilik türünde eserler vermiştir. Ülkemizde de Latife Tekin, İhsan Oktay Anar, Hasan Ali Toptaş, Nazlı Eray gibi isimler bu türde eserler yaratmışlardır.

Sinemada Büyülü Gerçekçilik 

Edebiyat dünyasında ortaya çıkan büyülü gerçekçilik akımından esinlenilerek yazılan senaryolar, sinemada görselliğe hitap ederek yeni bir soluk getirmiştir. Masalsı anlatım; rengârenk, büyülü ve gerçekliğe yedirilmiş haliyle beyaz perdede sanat eserleri oluşturulmasını sağlamıştır. Bu tarz filmlerde mantık hatası aranmamaktadır. Bunun en önemli nedeni ise izleyicilere ilginç şekillerde daha önce hayatın herhangi bir alanında karşılaştıkları, tanıdık olan ve yadırganmayacak şekilde sunulmasıdır. Yabancı filmlerdeki örnekleri; Amelie, Big Fish, Çingeneler Zamanı, Paris’te Gece Yarısı, Pan’ın Labirenti, Ruhların Kaçışı (animasyon), Liar Liar. Türkiye’de ise; Ulak, Sen Aydınlatırsın Geceyi ve Gölgesizler filmleri çekim teknikleri ve senaryoları itibariyle büyülü gerçekçilik akımına örnek olarak gösterilebilir. 

Sinemanın görselliği haricinde senaryolarının da önemli olduğu düşünülürse yazımla başlamış olan büyülü gerçekçilik akımı sinemaya da bu yolla dâhil edilmiştir. Günümüzde yazarlar ve yönetmenler hem kendi iç dünyalarında yaşadıkları farklı deneyimleri, hem eleştirilerini hem de halk dilinde yer edinen hikâyeleri gerçeklik olgusu ile buluşturarak bizlere sunmaktadır. İşin aslı ise Gabriel Garcia Marquez’in bir röportajında ‘’19 yaşında hukuk fakültesi 1. Sınıf öğrencisiyken Kafka’nın Dönüşüm kitabında giriş cümlesini hatırlıyorum – Bir sabah sıkıntılı rüyalardan uyanan Gregor Samsa kendini yatağın içinde dev bir böcek olarak bulur. – Okurken ‘Lanet olsun’ diye mırıldanırken buldum kendimi. Kimse bana böyle bir şeyin yapılabileceğini ve mümkün olduğunu söylememişti. Demek olabiliyormuş. Babaannem de böyle anlatırdı hikâyelerini. En saçma masalları gerçekmiş gibi.’’ Belirttiği şekildedir. En eski zamanlardan bizlere miras olarak kalan masal ve hikâye anlatıcılığı büyülü gerçekçilik akımının temelini oluşturmaktadır.

YAZAR: TUĞÇE EREK

Edebiyat ve Sinemada Büyülü Gerçekçilik edebiyatta büyülü gerçekçilik sinemada büyülü gerçekçilik Büyülü Gerçeklik
Konuk Yazar
Konuk Yazar
Blog Yazarı

İstanbul İşletme Enstitüsünde yazılarının yayınlanmasını isteyen konuk yazarlarımız için oluşturulan bilgi kartıdır. Birçok alanda ve disiplindeki yazıları bu hesap üzerinde bulabilirsiniz.

Benzer Yazılar
Doğru ve faydalı bilgiler sağlama konusunda kararlı olan uzman ekibimizle blogumuzu her zaman yeni makaleler ve videolarla güncelliyoruz. Güvenilir tavsiyeler ve bilgilendirici içerikler arıyorsanız, blog sayfamıza mutlaka göz atın.