AnasayfaBlogTutkusu Uğruna Sınırları Yıkan Kadın: Afife Jale
Başarılı İnsanlar

Tutkusu Uğruna Sınırları Yıkan Kadın: Afife Jale

20 Aralık 2020
Tutkusu Uğruna Sınırları Yıkan Kadın: Afife Jale

Afife, 1902 yılında İstanbul’un Kadıköy semtinde, orta halli ve üç çocuklu bir ailenin kızı olarak dünyaya geldi. Tiyatroya olan aşkı henüz çocukluk yaşlarında başlayan Afife, bu konuda ilk adımlarını evde kardeşleri Salah Bey ve Behiye Hanım’la oynadığı küçük oyunlarla attı. Fakat annesi Methiye Hanım ve babası Hidayet Bey, Afife’nin içinde yanan tiyatro ateşini asla anlayamadı.

Afife’nin Tiyatro Aşkı ve Eğitim Hayatı

Hidayet Bey’in isteğiyle, Afife İstanbul Kız Sanayi Mektebi’nde eğitim görmeye başladı. Ancak aklı her daim tiyatrodaydı. O yıllarda Müslüman kadınların sahneye çıkması yasaktı. 27 Ekim 1914 tarihinde İstanbul Belediyesi bünyesinde konservatuar olarak açılan Darülbedayi, Müslüman kadınların, yalnızca kadınlara özel gösterilerde rol alacağını bildirerek tiyatro kursları için sınav açtı. 10 Kasım 1918 tarihinde yapılan bu sınava katılan Afife, kabul edilen beş Müslüman kadından biri oldu.

Bu beş Müslüman kadının okula kabul edilişi ne yazık ki sahneye çıkabilecekleri anlamına gelmiyordu. Beyza, Behire ve Memduha ‘nasılsa sahneye çıkamayacağız’ düşüncesiyle bir süre sonra Darülbedayi’den ayrıldılar. Aynı yıl içerisinde 18 Aralık günü, Refika suflör, Afife ise mülazım artist başka bir deyişle stajyer oyuncu olarak tiyatronun kadrosuna alındı. 1920 yılına kadar tüm provalara katılan Afife, hiç sahneye çıkmadı. Ta ki 22 Nisan 1920’ye kadar…

Hidayet Bey kızının tiyatro ile uğraşmasına şiddetle karşı çıkıyordu. Müslüman kadınların sahneye çıkması yasaktı. Yasakları çiğneyen bir kadın ise toplum gözünde değersiz ve kötü bir insana dönüşüyordu. Afife’nin, Hidayet Bey’in kızı olması bile, onun gözündeki kadın çizgisini değiştirmiyordu: kadın, sahneye çıkamaz, kendini teşhir edemezdi. Bu ancak ‘kötü kadın’lara yakışan bir hareketti. Olan bitende Methiye Hanım’ın hiç söz hakkı yoktu. Olsa da pek bir şey değişmezdi, çünkü annesine göre de Afife sahneye çıkmamalıydı.

Bu baskılara ve yasaklara dayanamayan Afife evi terk etti ve babası tarafından da evlatlıktan reddedildi. Artık tutkusu ile baş başaydı.

Afife Jale’nin İlk Sahne Heyecanı: Yamalar

1920 yılında Darülbedayi, Kadıköy’de bulunan Apollon Tiyatrosu’nda, Hüseyin Suat’ın ‘Yamalar’ adlı oyununu sahneledi. Ancak Emel karakterini canlandıran Eliza Benemenciyan’ın aniden Paris’e gitmesi gerekti. Bunun üzerine role Afife getirildi. Sonunda en büyük hayali gerçek oluyordu. Afife, ‘Jale’ takma ismi ile 22 Nisan 1920 tarihinde sahneye çıktı. Böylece sahneye çıkan ilk Müslüman Türk kadını olarak adeta tarihe geçti ve Afife Jale olarak anılmaya başladı.

O gece tiyatroya gelen polis, tiyatro yöneticilerine Müslüman kadınları sahneye çıkarmamaları konusunda oldukça sert bir uyarıda bulundu. Ancak Afife hayallerine ulaşmanın tadını almıştı bir kere ve durmayacaktı. Hayallerine kavuşmanın tadı, acı gerçeklere karşı gözünü adeta kör ediyordu. Uyarıdan bir hafta sonra Afife Jale ‘Tatlı Sır’ oyunu ile tekrar sahneye çıktı. Oyun esnasında tiyatroyu basan polisler onu tutuklamak istediler. Ancak aynı tiyatroda sahne alan Ermeni asıllı Türk oyuncu Kınar (Sıvacıyan) Hanım, Afife’yi kaşla göz arasında arka bahçeden kaçırdı.

Tutuklanmaya bu denli yaklaşmak bile Afife Jale’yi yolundan çeviremedi. Sahneye çıkamayacağı gerçeği yüzüne her vurulduğunda daha da hırslanan Afife, üçüncü kez ‘Odalık’ adlı piyesle sahne aldı. Oyunun sahnelendiği esnada tekrar tiyatro polis tarafından baskına uğradı ve Afife bir kere daha Kınar Hanım tarafından bu kez makine dairesinden kaçırılarak tutuklanmaktan kurtuldu. Ancak Darülbedayi yöneticileri Celal Sahir ve Hüseyin Suat tutuklandı.

1921 yılında dönemin İçişleri Bakanlığı olan Dahiliye Nezareti tarafından, 204 sayılı bildiri ile Müslüman kadınların sahneye çıkması kanunen yasaklandı. İstanbul Belediyesi 27 Şubat 1921 günü bu bildiriyi Darülbedayi’ye gönderdi. Çaresiz kalan yönetim kurulu, Afife’yi kadrodan çıkardı.

İşsiz, parasız ve yapayalnız kalan Afife’nin zaten zayıf olan sinirleri hepten yıpranmıştı. Çok şiddetli baş ağrıları çekmeye başladı. O dönemde tanıştığı ve aşık olduğu doktor Suat bey, Afife’nin baş ağrılarını dindirebilmek için ona morfin tedavisi uyguladı. Gittikçe artan dozaj sebebiyle Afife, bir süre sonra morfine bağımlı hale geldi.

Birkaç yıl ortalığın durulmasını bekledikten sonra Afife, bu kez de Burhanettin Tepsi Kumpanyası’ na katıldı ve Anadolu turnesine çıktı. Ardından Fikret Şadi’ nin Milli Sahne’ si ile birçok ilde temsiller verdi. Bu sırada Doktor Suat Bey Afife’nin hayatından çıkmış, geriye sadece morfin bağımlılığı bırakmıştı.

Bir Bahar Akşamı Rastladı Pınar’a

Çok sevdiği İstanbul’a tekrar dönen Afife, Kadıköy’de Yeni Tiyatro Topluluğu ile tekrar sahne almaya başladı. Ancak bağımlılığı sebebiyle sağlığı ve yaşantısı günden güne bozuluyordu. Büyük tutkusunu tekrar bırakmak zorunda kaldı ve tiyatrodan ayrıldı. Bu sıralarda Cumhuriyet ilan edildi ve kadınların sahneye çıkması yasal hale geldi. Ancak Afife’nin fiziksel ve ruhsal sağlık durumu buna izin vermiyordu.

Hayatla her daim bir savaş içerisinde olan Afife Jale, ömrünün en mutlu günlerini birlikte geçireceği adamla tanışacağından habersiz, 1928 yılının bir bahar akşamında Kuşdili Çayırı’na Hafız Burhan konserine gitti. Burada ona tamburu ile eşlik eden müzisyen Selahattin Pınar’la tanıştı. İlk görüşte aşk olarak adlandırdıkları hissiyatlarını daimi kılmak için 1929 yılında evlenerek Fatih’te küçük bir eve taşındılar.

Bu sıralarda bağımlılığına karşı gelmeyi başaran Afife Jale ve Selahattin Pınar, bu küçücük evde çok mutlu zamanlar geçirdiler. Oyunlar oynadılar, şarkılar söylediler… Ancak bu mutluluk çok uzun sürmedi. Tiyatrodan uzak kaldığı için kahrolan Afife, boşluğunu doldurmak için yeniden morfine sarıldı. Eşini morfin enjekte ederken yakalayan Selahattin Pınar, hayat arkadaşına daha çok destek olmak istedi ve onun yanında yer aldı. Fakat bir süre sonra Afife’nin bağımlılığıyla baş edemez hale geldi. Bu esnada sevdiği adamın günden güne çöktüğünü gören Afife, beni bırak diye yalvardı Pınar’a. ‘Yalvarırım beni bırak, yoksa sen de tükeneceksin’ diyerek onu kendinden uzaklaştırdı.

 Ancak ikisi de birbirini unutmadı. Selahattin Pınar, ‘Nereden Sevdim O Zalim Kadını’ ‘Anladım Sevmeyeceksin Beni Nazlı Çiçek’ gibi bestelerinde yaşattı aşkını. Evsiz kalıp parklarda yaşamaya başlayan ve aşevlerinde beslenen Afife ise, bu şarkılar her kulağına çalındığında büyük aşkını andı.

Bağımlılığı sebebiyle bir deri bir kemik kalan Afife, tedavi olması için Darülbedayi’den arkadaşlarının yardımıyla Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne yatırıldı. Morfinmanlar koğuşunda kalan Afife Jale, 24 Temmuz 1941’de kimsesiz bir halde hayata gözlerini yumdu. Henüz 39 yaşındayken göçüp giden Afife Jale Kızılçeşme Kabristanı’na defnedildi.

Afife Jale’nin Anısını Yaşatan Projeler

Böylesine güçlü, böylesine tutkulu bir kadına hiç yakışmayan bir sonla dünyadan göçüp giden Afife Jale’nin hayatı ; 1987 yapımı, Şahin Kaygun’un yönettiği Afife Jale ve 2008 yılında Ceyda Aslı Kılıçkıran’ın yönettiği Kilit filmlerine; aşkı ise Can Dündar tarafından çekilen ‘Yüzyılın Aşıkları: Afife ve Selahattin’ isimli belgesele konu oldu.

Ayrıca sanatçının anısına, 1997 yılından beri Yapı Kredi tarafından ‘Afife Tiyatro Ödülleri’ verilmektedir.

Tutkusu Uğruna Sınırları Yıkan Kadın: Afife Jale Afife Jale İlk Müslüman kadın tiyatrocu
Buket Sağdinç
Buket Sağdinç
Blog Yazarı

Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü mezunu. Yaklaşık 15 yıldır profesyonel olarak dalgıçlık yapıyor ve çalışma hayatının çoğu turizm sektörü içerisinde geçti. Araştırmayı, öğrenmeyi ve öğrendiklerini aktarmayı keyifli buluyor. Şu an İstanbul İşletme Enstitüsü’nün yanı sıra bir kaç dijital içerik ajansında yazar olarak çalışmakta.

Benzer Yazılar
Doğru ve faydalı bilgiler sağlama konusunda kararlı olan uzman ekibimizle blogumuzu her zaman yeni makaleler ve videolarla güncelliyoruz. Güvenilir tavsiyeler ve bilgilendirici içerikler arıyorsanız, blog sayfamıza mutlaka göz atın.