AnasayfaBlogFOMO Nedir? FOMO’nun Tarihçesi
Nedir?

FOMO Nedir? FOMO’nun Tarihçesi

03 Aralık 2020
FOMO Nedir? FOMO’nun Tarihçesi

Akıllı telefonlar adeta elimizin doğal uzantısı, hayati organlarımızdan biri haline geldi. Faydalarının çok fazla olduğu bir gerçek. Haberleşme aracımız olmasından öte, uygulamalar sayesinde danışmanımız, yol göstericimiz, acil durumlarda kurtarıcımız, gösteriş aracımız, sanal kitabımız, radyomuz, mini televizyonumuz velhasıl her şeyimiz oldu.

Peki, biz ne yaptık? Derinden bağlandık akıllı telefonlara, yetmedi kendimize hâkim olamadık ve bağımlılık geliştirdik. Teknoloji son hızla gelişirken, yaşam koşulları zorlaşırken mutsuzluklarımız derinleşti. İnsanoğlu yalnızlaştı, sosyalleşme ihtiyacının çaresini de teknoloji de buldu. Bunu yaparken kalabalıklar içinde daha da yalnızlaştı ve kendini kısır bir döngüye hapsetti.

Hele bir de salgın hastalık ve karantina durumları ortaya çıkınca hayat daha da belirsiz, daha da mutsuz bir hale geldi. Daha düne kadar çocuklarımızı internetten olabildiğince uzak tutmalıyız diyorduk. Bugün derslerini takip edebilmeleri için onları bilgisayar, tabletlerin önüne bağlamak zorunda kaldık. Hiç istemediğimiz, kurgulamadığımız bu yeni hayat düzeninde teknolojiye hepimiz daha da çok sığındık. Amacımız sanal medya âleminde sadece eğlenmek ve sosyalleşmekti belki ama yeni teknolojik hastalıklara maruz kaldık.

Uzun saatler boyu ekranlara bakmak omurga sorunlarına, gözlerde kurumaya yol açtı. Fiziksel rahatsızlıkların yanında psikolojik bozulmalar da yaşıyoruz. Ya telefonsuz kalırsak, ya şarjımız biterse, ya olan biteni kaçırıyorsak, ya yeni gelişmeleri, yeni haberleri hemen alamazsak gibi kaygılar insanlarda çok ciddi psikolojik sorunlara yol açmaya başladı.

Psikolojik Salgın FOMO

Fomo, İngilizce “fear of missing out” tabirinin baş harflerinden oluşan bir kısaltma. Teknoloji dünyasının bize hediye ettiği fobilerden yalnızca biri. Giderek yaygınlaştığı için bir tür salgın da diyebiliriz. Bir şeyleri kaçırma korkusu. Bilgisayar, tablet, cep telefonu gibi akıllı cihazların ulaşılabilir olmamasının insanda yarattığı kaygı, huzursuzluk, endişe, mantıksız korku hali. Yüzünü insanlarda farklı belirtilerle gösterebiliyor.

“Birilerinin yaşadığı hayatlara bakıp ben bunları kaçırıyorum” takıntısı. Yapılan günlük tercihlerden pişmanlık duyma, seçilmeyenin daha iyi olduğu düşüncesinin yarattığı sıkıntı. Panik yaratan bir yatırım fırsatlarını kaçırma korkusu. Başkasında görüp iç geçirmenin fobileşmiş hali. Eksik kalmış olma korkusu. Dışlanmışlık hissi. Kucağına düşüldüğünde psikolojik erezyon yaratan, baş edilmesi gereken bir durum. Bağımlılık derecesinde telefon kullanma durumu olarak tanımlanan nomofobi ile yakın akraba sayılabilecek bir rahatsızlık.

FOMO ve Nomofobi

Nomofobi, “no mobile phone phobia” kelimelerinin kısaltılmış hali. Cep telefonsuz kalma korkusuyla oluşan bu durum insanların yanlarında taşınabilir şarj aleti ile dolaşmalarına yol açıyor. Telefonlarını sık sık kontrol etme, telefonla birlikte uyuma, birden çok cihazı yanında bulundurma zorunluğu hissettiriyor. Tüm işlerini cep telefonu ile gören insanlar için telefonsuz kalma ya da kapsama alanı dışında bulunma ihtimali, bir felakete uğramakla eşdeğer tesire yol açıyor. Sadece psikolojik yıpranma değil, zaman zaman panik atak, nefes darlığı gibi fizyolojik etkilere de yol açabiliyor. Nomofobinin ana unsuru cep telefonları.

FOMO’nun tetikleyicisi ise sosyal medya mecraları. FOMO da, tıpkı nomofobinin cep telefonunu sürekli kontrol etme ihtiyacı yaratması gibi sosyal medya hesaplarında gün içinde sık sık kontrol etme, güncelleme ve paylaşım yapma isteğine yol açıyor. Kullandığımız sosyal medya elemanlarının davranışlarımıza etkileri yadsınamaz boyutta.

Sundukları şeffaflık ve insanların olanı biteni saniyesinde paylaşma ihtiyacı sayesinde her yerden, herkesten, her olaydan anında haberdar olabiliyoruz. Bu durum, takip edilen insanların ne yaptıklarını aşırı derecede merak etme, kaçırdığı durumlar için pişmanlık ve endişe duyma gibi sağlıksız tepkiler yaratıyor. Paylaşılanlarda gördüklerinin yarattığı kıskançlık, yetersizlik duyguları kişide sosyal anksiyete ve psikolojik bir deprem yaratıyor. Sabah gözlerini açtığında ilk işi sosyal medya hesaplarını kontrol etmek olan kişi, dijital obezite hali yaşadığını, depresyona yakalanma ihtimalinin çok fazla olduğunu idrak edemiyor.

FOMO’nun Tarihçesi

FOMO tabirinin babası, yazar Patrick James McGinnis olarak kabul ediliyor. Bu ifadeyi ilk kez 2004 yılında Harvard İşletme Okulu (Harvard Business School) öğrencileri haber platformu olan Harbus’da kaleme aldı.

2007 yılında FOMO tabiri, Business Week Dergisinde gençleri hayata karşı kayıtsız bırakan bir epidemi olarak tanımlandı. Zamanla daha büyük kitleleri tesir alanına aldıkça bir çeşit psikolojik rahatsızlığı anlatan bu kısaltma 2013 yılında Oxford sözlüğüne intikal etti.

Türkiye’de FOMO’nun hangi seviyede yaşandığını kestirebilmek için istatistiklere göz atabiliriz. We Are Social 2020 raporuna göre Türkiye’de 54 Milyon kişi herhangi bir sosyal medya mecrasını kullanıyor. 16-64 yaş aralığındaki kullanıcılar, günde ortalama 2 saat 55 dakikasını bu mecralarda geçiriyor. Bu rakam, 2 saat 24 dakika olan dünya ortalamasının üzerinde. Nüfusumuzun büyük kısmının FOMO tehlikesi altında olduğunu söyleyebiliriz.

Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi Aralık 2019 ayında nomofaobi ve FOMO rahatsızlıklarıyla ilgili olarak uyarı niteliğinde bir video hazırladı. Videoda; 

"Sosyal medyada arkadaşlarınızın durumlarından sürekli haberdar mı olmak istiyorsunuz? Kendinizi takip etmekten alıkoyamıyorsanız FOMO olabilirsiniz. Telefondan uzak kalamıyorsanız, haber alamadığınızda panikliyorsanız hatta korkuyorsanız NOMOFOBİ olabilirsiniz. Bunlar çağımızın yeni hastalıkları, sosyal medyanın tutsağı olmayın" uyarısı yapıldı.

FOMO’dan Nasıl Kurtuluruz?

Kendimizi teknolojik cihaz ve sosyal medya kullanımı ile ilgili aşırılık içindeyken fark etmek ilk aşama olabilir. Kendini alıkoyamama, saatlerini bunlara harcama, yapılması gereken diğer işlere odaklanamama ve aileyi ihmal etme gibi belirtiler çıktığında bunları görmezden gelinmemeli. Oto kontrol, hayatın odak noktasını başkaları (sosyal medya) üzerine kurmamak bilinci olayı gerektiriyor.

Mutluluğu Aramak

Sanal alemde geçirilen zaman miktarı arttıkça, kişi aslında hiç de kurgulamadığı bir sosyal izolasyon içinde buluyor kendini. Fark etmeden yalnızlığını artırıyor. Sosyal medyada hızla akan görseller, videolar mutluluk veriyor en başta. Oysa bu mutluluk sadece kullanım süresiyle sınırlı. Sosyal medyanın bağımlılık yaratmasının sebebi de bu. Kullandıkça daha çok içine çekiyor. Kişi internete girmediğinde mutsuz, agresif, endişesi yüksek bir halde buluyor kendini.

Sosyal Medyanın Algılarımıza Etkisi

Sergilenen “mükemmel” hayatlar yetersiz, beceriksiz, değersiz hissetmemize yol açıyor.

Filtre, ışık oyunları, estetik ameliyat ve makyaj destekli kusursuz güzel insanlar güzellik algımızla oynuyor. Kadınlar vantuza benzeyen şişirilmiş dudakların güzel göründüğüne çoktan ikna oldu. Kendini çirkin ve yetersiz hissedenler estetik operasyon sırasına girdi. Düzenli kaş yaptırma, yüz gerdirme, doldurma işlemleri yaptırmayanlar zaten demode oldu.

Sosyal medya, elleri üzerinde olağanüstü bir kıvraklıkla baş aşağı duruşlara giren yogacılarla dolu. Akrobatik hareketler sergileyen bu yogacılar, yoganın gerçek amacının unutulmasına yol açıyor. Sağlığı için gerçekten yoga yapmaya ihtiyaç duyan ve o bedeni çok da esnek olmayan insanlar yogadan uzaklaşıyor. Çünkü kendilerini yetersiz, beceriksiz, elverişsiz hissediyorlar.

Sağlıklı İletişim

Kafelerde arkadaşlarıyla ya da aile bireyleriyle otururken sosyal medya hesaplarını kontrol etmek üzere telefona kitlenen bakışlara aşinayız artık. Karşılıklı konuşarak iletişim kurmak, sohbet etmek yerine whatsup sohbetlerini kaçırmamaya çalışıyoruz. Mutluluğu teknolojide, sosyal medyada arıyoruz ve bulamıyoruz. Çünkü, mutluluk doyurucu, karşılıklı, samimi ve sahici iletişimle sağlanabilir.

Her Şeyden Haberdar Olmak Gerek!

Kim nereye gitmiş, ne pişirmiş, hangi indirim kampanyasından ne almış? Ayrılmış mı, boşanmış mı? Hangi story’i paylaşmış? Ekonomik göstergeler ne alemde? Bizi internete mahkûm eden ve hiç bitmeyen bir bilgi edinme açlığı. Kaçırmamak gerek. Peki ya kaçırdığımız kendi hayatımızsa? Bilgi edinmek güzel ve gerekli. Ta ki takip sürecimiz yalnızlık, değersizlik, anksiyete, yetişememe duygusu, zihinsel yorgunluk, hayattan keyif alamama durumları yaratana kadar. Eşiği geçip FOMO illetine düşmek işten değil.

FOMO’nun Çaresi, Farkındalık

Sosyal medya algılarımızı değiştirebiliyor. Neyin gerçekten kıymetli ve sahici olduğu, neye gerçekten sahip çıkılması gerektiği konusunda duyarlı ve kararlı olmak elimizde. Zarar gördüğümüzün farkında olmak, kontrolü ele almak ve odak noktasını değiştirmek aranan çözüm reçetesi olabilir. Bunun için yapılabilecekler;

  • Sosyal ve ailevi ilişkileri bozan bir durum yarattığını farketmek,

  • Hayatın ana odak noktası olmaya başladığını, bağımlılık haline geldiğini kabul etmek,

  • Sosyal medyada harcanan saatlerin ve bu sırada kaçırılan gerçek hayat deneyimlerinin farkında olmak,

  • Kendi kendine mutlu olmayı becerme yetisini geliştirmek,

  • Başkalarının seyircisi ya da şahidi olmayı değil, kendi hayatının mimarı olmayı seçmek,

  • İzleyen rolünden, yapan rolüne geçmeyi seçmek,

  • Gerçekten kaçırılan en kıymetli servetin kendi hayatımız olduğunun farkına varmak,

  • Kendi hayatına kısa, orta ve uzun vadeli hedefler koyup odak noktasını kendi yapacaklarına çevirmek.

FOMO Nedir?

Fomo, İngilizce “fear of missing out” tabirinin baş harflerinden oluşan bir kısaltma. Fırsatları, olan biteni kaçırma korkusunu ifade ediyor. Kişide fiziksel ve psikolojik rahatsızlar oluşturacak boyutta sağlıksız ve mantıksız bir korku.

FOMO Dünyada Nasıl Tanındı?

FOMO tabirini ilk kez Patrick James McGinnis 2004 yılında Harvard İşletme Okulu (Harvard Business School) öğrencileri haber platformu olan Harbus’da kaleme aldı. 2007 yılında FOMO, Business Week Dergisinde gençleri hayata karşı kayıtsız bırakan bir epidemi olarak tanımlandı. Zamanla daha büyük kitleleri tesir alanına aldıkça bir çeşit psikolojik rahatsızlığı anlatan bu kısaltma 2013 yılında Oxford sözlüğüne intikal etti.

FOMO’nun Çaresi Nedir?

Kendimizi teknolojik cihaz ve sosyal medya kullanımı ile ilgili aşırılık içindeyken fark etmek ilk aşama olabilir. Zarar gördüğümüzün farkında olmak, kontrolü ele almak ve odak noktamızı değiştirmemiz gerekiyor. Kendi kendine mutlu olmayı becerme yetisini geliştirmek yalnızlık hissinin üstesinden gelebilir.

FOMO sosyal medya Fomo nedir nomofobi
Gökben Biler
Gökben Biler
Blog Yazarı

Lisans ve lisansüstü öğrenimini Gazi Üniversitesi “Endüstri Mühendisliği” bölümünde tamamladı. Anadolu Üniversitesi bünyesindeki ikinci üniversite programını ise “Marka İletişimi” bölümünde tamamladı. Çalışma hayatına kamu sektöründe devam etmektedir. İstanbul İşletme Enstitüsü blog bölümünde içerik üretmektedir. İletişim, motivasyon, iş hayatı, kişisel gelişim, hobiler, tasarım, endüstri, kalite yönetimi, reklamcılık alanlarında yazılar yazmaktadır.

Benzer Yazılar
Doğru ve faydalı bilgiler sağlama konusunda kararlı olan uzman ekibimizle blogumuzu her zaman yeni makaleler ve videolarla güncelliyoruz. Güvenilir tavsiyeler ve bilgilendirici içerikler arıyorsanız, blog sayfamıza mutlaka göz atın.
İyi Kararlar Nasıl Alınır?
Karar Verme

İyi Kararlar Nasıl Alınır?

19 Ekim 2021
Sosyal Medyanın Zararlı Kullanımı
Sosyal Medya

Sosyal Medyanın Zararlı Kullanımı

17 Şubat 2019
Sosyal Medya Detoksu
Problem Çözme

Sosyal Medya Detoksu

22 Ocak 2021