Published on: 27 Şubat 2018 Konuk Yazar 0 Yorum
Okuma Sayısı : 332

Dünyaya gözlerini açtığında gayet temiz ve saftır insanoğlu. Annesinin sevgisi ve sütüyle bağışıklık kazanır; ninesinin anlattığı destanlar, efsanelerle hazırlanır hayata. İnsan ilk kez küçüklüğünde destanlarla ve efsanelerle tanır Timur’u Alparslan’ı Fatih’i. Doğru bir şekilde söyleyemediği kelimelerle ve henüz dengesini sağlayamayıp düşmesi şirinlik kazandırır. Dinledikleri ve okuduklarıyla şekillenir küçük insan. İnsanın hayat yolunda kazanacakları, tarih içerisinde varlığı devam eden ulusunun sütü olan diliyle başlar ve yine diliyle biter. Kendimizi bilmemizi sağlayan mihenk taşıdır dil.

Herkes varlığının devam etmesini ister ve aynası olduğu milletini, dinini, kültürünü biraz daha büyük coğrafyalarda yaşayacak ve yaşatacaktır. Bunun için en büyük gereklilik iletişim olmalıdır. Saygı görmeniz ve bilinmeniz için, ancak kitapları tanıtmak ve gündemde tutmak lazımdı. Mücadele gündemde kalmakla silikon vadisinde başlar ve var olan sosyal medyayı çok daha büyük bir şekilde dünyaya sunmaktır hedef. Bu mücadelenin sonucu ise sosyal paylaşım siteleri olmuştur.

Sosyal Medya Gelişimi

Dil, eğlence amaçlı kullanılan internetin içerisinde kullanılmaya başlandı. İnsanlar bir birleri ile koyu sohbetlere girdikçe internet daha eğlenceli hale geldi. Daha fazlası lazımdı, daha hızlı olmak. İşte bir sosyal medyanın zamanını harcadığı bu bataklığı daha kolay hale getirmek maksadıyla sosyal medyanın kullanıcıları ünsüz kelimelerle oluşan telefon mesajlarını buldu ve bunlar sosyal medyaya taşındı. Gülen bir yüz yapmaya üşenmeyen kişiler, altı harfli kelimelere uzun diyerek kısalttı ve anlamlarını kaybeden kelimeler ile anlamsız insanlar ortaya çıktı. İnsan, milletin aynası, milletin temeli de dil değil miydi?

Kazandığımızı sandığımız zamanlar, bizlerin mecazlı sözlerini, deyimlerini ve hatta anlama gücümüzü elimizden alıyordu. Öyle ki sahip olduğumuz atasözleri ve deyimler ellerimizin arasından kayıp gidiyordu. Sahip olduğumuz Karagöz oyunları unutuluyordu, çünkü artık bunlar sosyal medya gençlerine hitap etmiyordu. Yeni kültürler görmüş ve onlardan etkilenmeye başlamıştı insanoğlu. Dinlemeyi, okumayı unutan bu insanlar kendisi olmayı unutuyor ve dar dünyasında girmiş olduğu bozuk psikolojisiyle bazen kötü sonuçlara ulaşıyordu.

Sosyal medya, kullananlar tarafından farklı fikirlere yer vermeye başlıyordu. Topluluklar birbirleriyle etkileşim halinde olmuyor, artık kişiler bir birini etkiliyordu. İnsanlar sosyal medyada toplanıyordu ve bazen sokaklardaki provakatif gösterilere insanlar toplulukların etkileyici cümleleri, sosyal medyada yüzünü saklamış olan ideolojilerin sloganları ile bir anda dahil oluyordu. Sosyal medyada dil git gide daha kaba kelimeler ve argo kelimelerle cümle oluşturuluyor. Zaten içerisinde birçok kötü içeriği bulunduran dil bu denli değişmekte ve gerilemekte. Bu değişimlerin dozunun fazla olma sebebi bizim dengesiz davranışlarımız değil midir?

Dil, Mehmet Kaplan’ın “Kültür ve Dil” kitabında da bahsettiği gibi kültür ile ayrılamaz, hatta ayrılmaması gereken bir parçadır. Fakat bizler farklı kültürlerden ilk olarak dilini öğrenmekte ve kendi dilimizden daha ön planda tutmaktayız. Kültürümüzü ise hep savunduğumuzu ve koruduğumuzu söyleriz. Bugün yaptığımız İngilizce, Almanca, Fransızca ve daha birçok dilde kültürümüzü anlatıp, o kültürün dilinde o kültürü tanıma çabasında insanlık.

Aslında sosyal medya insanların kullanımları yönünde insanlığı ileri seviyelere taşıyabilecek güçlü bir unsurdur. Bugün insanların bilgilere ulaşmasında, unutulan dostluklarını tazelemede ve benzeri insanı ve toplumu daha iyi bir şekilde geliştirebilecek bir unsur olmasına rağmen insanlık sadece kendi çıkarları doğrultusunda, daha da doğrusu özentileri konusunda bunları kullanmaktadır.

Toplumların benliklerini bozmak için kullanılabilecek en güçlü yollardan birisini bugün insanlık kendisi icra etmektedir. Oysa insanoğlu en son dilini kaybetmeli, çünkü herhangi birisiyle bir iletişimi kalmamış olan insanlar toplumsuz yani bir noktada kimliksiz kalmış olurlar. Kendilerine has bir kültürü yaşatamazlar.

İnsan elbette kendi başına bir değere sahiptir, ancak insan paylaşımda bulunabileceği, derdini veya mutluluğunu aktarabileceği birilerine hatta belli başlı benzerlikleri olacak birisine, kendisine yakın bazen sarılabileceği, bazen elini tutabileceği birine insan her zaman ihtiyaç duyar. Ancak bugün insanlar daha yüzünü görmediği, sarılamayacağı, alelade bir dostluk kavramı için sosyal medya aracılığıyla bir başkasıyla, kendisini havalı hissedebileceği birisiyle bunu yapmak istiyor. Ancak sadece yazılı ve görsel ifadelerin kullanıldığı bir ortam güven telkin etmez, sağlıklı bir sohbet ortamını insanlar için sağlayamaz. Elbette buda dilin kullanımını güçleştiren unsurlardan birisidir. Sosyal medyayı bir buluşma için kullanmak ve bu ortamdan konuşacakları konuları yüz yüze konuşsa insanlar daha mutlu hissedeceklerdir.

Öyle ki insanların birbirlerine sarf edemeyecekleri cümleleri sosyal medya aracılığı ile birbirlerine yazabilmeleri de insanların yaşayabilecekleri büyük sorunlar arasında yerini alabilir. İnsanların özgüvenlerinin değerlendirilebileceği unsurlardan en önemlisidir konuşması.

İnsanlar kendilerine olan güvenlerini tazeleyebilmeleri, kendisini daha iyi ve güvende hissedebilmeleri, sosyal hayatlarına yeni insanlar ekleyebilmeleri gibi yukarda da belirttiğim gibi faktörlerin birçoğunu kaybetmeleri pahasına popüler kültürün içerisinde kendilerini yalnızlaştırmamalılardır.

Konfüçyüs’e göre bir ulusun sonu kesin bir şekilde dilinin bozulmasıyla olur. Sosyal medya, dilin güzel ve anlaşılır bir şekilde nitelikli sunumudur, ancak bugünkü sosyal ağ yoluyla yayılan paylaşım sitelerinin medyayla alakası yoktur.

Yazar: Burhan Kerem Özdemir

  • sosyal medya nedir
Yazar
    Blog Yazarı
Özgeçmiş

İstanbul İşletme Enstitüsünde yazılarının yayınlanmasını isteyen konuk yazarlarımız için oluşturulan bilgi kartıdır. Birçok alanda ve disiplindeki yazıları bu hesap üzerinde bulabilirsiniz.

Devamı