Olmazsa Olmazımız Stres!

Olmazsa Olmazımız Stres!

Durumu doğumumuzdan itibaren irdelemeye başlayalım. Anne rahmine düştük, oh mis! Duramıyoruz yerimizde! Daha yeni eller ve ayaklar oluşmaya başladı. Annemizin karın çeperini parçalarcasına tekmeler, dokunmalar. Aylar geçmek bilmiyor bir türlü. Gözler daha açılmamışken nasıl oluyor ki biz böyle gün ışığına kavuşmanın heyecanı ve telaşına kapılıyoruz? Stres yükü daha bir mercimek tanesiyken yükleniyor bedenimize. Dışarı çıkıp, bir an önce nefes alıp, avaz avaz bağırabilecek olmanın stresini yaşıyor o minicik beden.

Stres Nedir?

Günümüz sosyo-kültürel hayatı içerisinde artık sıkça rastladığımız stres günümüzün modern hastalığı olarak gösterilmektedir. Stres aslında günümüzde günlük yaşamın bir parçası haline gelmiştir de diyebiliriz. Her an her yerde birebir karşılaştığımız olumsuzluklar, iş hayatındaki inişli çıkışlı durumlar, aile içerisindeki yaşanan sıkıntılar ve ikili ilişkilerde ortaya çıkan sorunlar şeklinde sıralayabiliriz. Bu sorunların ve problemlerin tamamı birey ya da toplumlarda strese dayalı bunalım veya yoğun bunalım şeklinde ortaya çıkmaktadır.

Yine bir başka ifade ve vurguyla, modern toplumların hastalığı olarak ifade edilen stres, aslında günlük yaşamımızın bir parçasıdır ve hatta tam da orta noktasındadır. Günümüzde çoğu insan, farkına varmasa bile yoğun stresin içerisinde hayatlarını sürdürmektedirler. Yaşamımızda iyi ya da kötü olarak nitelendirebileceğimiz bütün değişimler, durumlar stresi oluşturmaktadır. Durumu daha anlaşılır kılmak istersek; günlük rutin yaşamımızda yaşadığımız olağan durumlardan farklı yaşadıklarımız, değişikliğe neden olan herhangi bir şey, stres vericidir. Sağlığımızda meydana gelecek bir değişiklik de strese yol açar. Stresi sadece somut olarak bir değişimin gerçekleşmesiyle ortaya çıkan bir durum olarak tanımlayamayız. Zihinsel ve ruhsal değişiklikler, günlük hayatımızdaki çalkantılar, yorumlar, anlaşmazlıklar ve çatışmalar da stres yaşamamıza neden olurlar.

Stres sözcüğü, Latince “estrictia”dan gelmektedir. Stres, 17. Yüzyılda felaket, bela, musibet, dert, keder, elem gibi anlamlarda kullanılmıştır. 18 ve 19. Yüzyıllarda ise, kavramın anlamı değişmiş ve güç, baskı, zor gibi anlamlarda objelere, kişiye, organlara ve ruhsal yapıya yönelik olarak kullanılmıştır. Buna bağlı olarak da stres, nesne ve kişinin bu tür güçlerin etkisi ile biçiminin bozulmasına, çarpıtılmasına karşı bir direnç anlamında kullanılmaya başlamıştır.[1]

Tanımlamalardan da anlaşılacağı gibi stres, bireyi yaşantısının her periyodunda olumsuz etkileyen bir faktördür. Bireyde stresin oluşmasında belli başlı öğeler büyük rol oynamaktadır.

Stres ve faktörleri ile ilgili literatürde oldukça detaylı araştırmalar ve tespitler mevcuttur ancak konuyu dağıtmamak adına bu faktörleri hayatımızla ilintilendirerek konuyu kavramaya çalışacağız. Stresin asıl ve ana kaynağı, bireyin kendisidir. Bireyin kendisiyle birlikte stres kavramı kişisel kontrol, A-B tipi kişilik tipleri ve yaşam değişim oranı kavramlarını da beraberinde getirmektedir. Kişisel kontrolde, strese etki eden bireysel faktörlerden biri olarak önem taşımaktadır. Kişisel kontrol, bireyin günlük performansını etkileyen en önemli faktörlerdendir. Örneğin; bir kişiye bazı işleri yapması için sorumluluk devredildiği halde çalışması için elverişli ortam hazırlanmamışsa, çalışan iş üzerindeki kişisel kontrolünü kaybeder ve bu çalışanın yoğun stres yaşamasına sebep olabilir. Kişisel kontrol, bireyin yaşam sürecine katılımı olarak görülür. Bunun yanı sıra eğer bireylerin düşünceleri, bilgileri ve beklentileri göz ardı ediliyorsa, bu durum sadece stres ve zorlamanın artmasına neden olmayacak aynı zamanda bireyin rutin işlerinde verimliliğini de düşürecektir.

Bireysel stres kaynaklarından bir diğeri ise A-B tipi kişiliktir. Friedman ve Rosenman tarafından ortaya konmuş ve A-B tipi kişilik olarak adlandırılmıştır. Bireylerde rastlanan bu A tipi ve B tipi kişilikler sabit kişilik özellikleridir. A ve B tipi kişilik tipleri stresi algılama ve başa çıkmada etkili bir rol oynamaktadır. A tipi kişilikte bireylerin genel özellikleri; sürekli hareket ederler, hızlı yürür, hızlı yemek yer, hızlı konuşur, sabırsızdır, iki ya da daha fazla işi bir arada yapabilirler, başarıyı miktar ile ölçerler, rekabeti sever, zaman baskısını hisserler. Tüm bu özellikler göz önüne alındığında, A tipi kişiliğe sahip bireyler stresi ve stres baskısını fazlasıyla üzerlerinde hissederler ve başa çıkmaları B tipi kişilikteki bireylere göre daha zor ve çetrefillidir. B tipi kişilikteki bireyler ise; A tipi kişilik özelliklerinin tam tersi özelliklere sahiptirler. B tipi kişilikteki bireyler daha rahat ve durumları stres kaynağı olarak hissetmezler bu nedenle de stresle başa çıkma eğilimleri A tipi kişilik bireylerine göre oldukça yüksektir.

Stres sürecinde organizmada bir takım değişiklikler meydana gelmektedir. Selye, bedenin stresli durumlarda verdiği üç aşamalı tepkiyi “Genel Uyum Sendromu” olarak adlandırmıştır. Bu kurama göre, organizmanın strese tepkisi üç aşamada gelişir. Bunlar alarm tepkisi, direnme ve tükenme aşamalarıdır.[2]

Alarm Aşaması.

Birey bir stresin kaynağı ile karşılaştığında, sempatik sinir sisteminin etkin hale gelmesi nedeniyle beden savaş ya da kaç tepkisi” gösterir. Savaş ya da kaç tepkisi sırasında bedende oluşan fiziksel ve kimyasal değişmeler sonucunda kişi, stresin kaynağı ile yüzleşmeye ya da kaçmaya hazır hale gelir. Bu durum kalp atışlarının hızlanması, tansiyonun yükselmesi, solunumun hızlanması ve ani adrenalin salgılanması biçiminde gelişir. Savaş ya da kaç tepkisinin ortaya çıktığı aşama, “alarm aşaması” olarak adlandırılır. Streste alarm aşamasında, stresi yaratan kaynaklar ve bunların yoğunluğu arttığı ölçüde stres eğrisi hızla normal direnç düzeyinin üzerine çıkarak normal davranıştan sapmanın ilk işaretleri verilmeye başlanır.

Direnme Aşaması.

Alarm aşamasını, “uyum ya da direnme aşaması” izler. Strese neden olan kaynağa uyum sağlanırsa her şey normale döner. Bu aşamada kaybedilen enerji, yeniden kazanılmaya ve bedendeki tahribat giderilmeye çalışılır. Stresle başa çıkıldığında parasempatik sinir sistemi etkin olmaya başlar. Kalp atışı, tansiyon, solunum düzene girer, kas gerilimi azalır. Direnme aşamasında birey, strese karşı koymak için elinden gelen tüm gayreti ortaya koyar ve stresli bir insanın davranışlarını göstermektedir. Belirli bir süre bireyin davranışlarında ve yaşantısında bu durum gözlenebilir.

Tükenme Aşaması.

Uyum aşamasındaki gerilim kaynakları ve bunların yoğunluk dereceleri azalmadığı sürece ya da artış gösterdikleri durumlarda bireyin gayreti kırılır ve davranışlarında ciddi derecede sapmalar ve hayal kırıklıklarının yaşandığı bir evreye girilir. Eğer strese neden olan şey ile başa çıkılamaz ve uyum sağlanamaz ise, fiziksel kaynaklar kullanılamaz ve tükenme aşamasına geçilir. Tükenme aşamasında, parasempatik sinir sistemi etkindir. Kişi tükenmiştir ve stres kaynağı hala mevcuttur. Bu aşamada uzun süreli stres kaynakları ile mücadele edilemez ve kişi başka stres kaynaklarının etkilerine de açık hale gelir.

Stres, bireyler üzerinde etki yapan ve onların davranışlarını başka insanlarla ilişkilerini etkileyen bir kavramdır. Stres durup dururken veya kendiliğinden oluşan bir durum değildir. Stresin oluşabilmesi için çevresindeki olayların bireyi etkilemesi gerekir.

Çince de stres ve kriz kelimesi, tehlike ve fırsat kelimelerinin sembollerinin karışımıdır. Stres bu iki kavramı paylaşmaktadır. Her problem çözümünü de içinde saklamaktadır. Stres altında olduğumuz her an enerjinizi hem yıkıcı hem de yapıcı kullanma potansiyeline sahipsiniz demektir. Ameliyat odasında ameliyat yapan bir doktor o kadar stres altındadır ki kalp atışları bir hayli hızlanır. Fakat bu bizler için bir şanstır çünkü hiç birimiz ameliyat gibi kritik bir anda gevşemiş durumda ki bir doktora ameliyat olmayı istemeyiz. Başarılı insanlar streslerini yapıcı enerjiye ve yapıcı güce dönüştürürler.[3]

Tanımdan da anlaşıldığı gibi stresin bireyler üzerindeki etkileri hem olumlu hem de olumsuz şekildedir. Bireyde stresin hiç olmaması performans ve verimliliklerinde düşüşe neden olurken tam tersi bir durumda yani dozunda ve iyi yönetilen stresle birlikte bireyin performansında artışa sebep olmaktadır.  Belli bir miktarda stres bireyin ilgisini canlı tutar, harcadığı çabayı güçlendirir ve doyumunu yükseltir. Ancak stresin yoğunluk ve şiddetini kontrol altında tutmak gerekir. Yoğunluğu ve şiddeti yüksek olan stres bireyde tükenmeye ve verimliliğinde düşüşe neden olabilir. Literatürde de stresin belli bir düzeye kadar olması gerektiği yararlı görülse de iyi yönetilemeyen stresin boyutunu şiddetlendirdiği ve bireyin performans, verimlilik ve yaşantısında düşüşe sebep olduğu savunulmaktadır.

İyi yönetilemeyen bir çatışmanın sebep olduğu stres durumunda, içe dönük bireyler stresi içselleştirip, gerilim altındayken performanslarında düşüş gözlenirken, dışa dönük bireyler ise, stresin kendilerinden kaynaklı olmayıp çevrelerinden kaynaklandığını düşünüp, içselleştiremediklerinden stresle daha kolay başa çıkabilmektedirler.

Sonuç olarak, stresi yönetmede bireylere büyük görev/ler düşmektedir. Kişide strese neden olan bireysel ve çevreden kaynaklanan faktörler iyi belirlenmeli ve ona göre stresin yönetilmesine yönelik stratejiler oluşturulmalıdır. İyi yönetilmediği takdirde stres, bireyler üzerinde özellikle bireysel boyutunu artırır ve bununla birlikte psikolojik boyutları da ön plana çıkar (kaygı, depresyon, uykusuzluk, tükenme belirtisi). İyi yönetildiği takdirde bireye  katkılar sağlarken, iyi yönetilemediğinde bireye olumsuzluklar getirmektedir.

Anne rahmine düştüğümüz anda başlayan stresi hayatımızdan yok etmemiz olanaksızdır ancak kaliteli bir yaşam döngüsüne sahip olabilmenin anahtarı iyi yönetilebilen ve dozunda yaşamımıza katılan strestir.

Optimum düzeyde stresli günler bizimle olsun…

[1] G.Ü. Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi (2001). Cilt 21, Sayı 1, Ankara, s. 91-109.

[2] M. Johnstone (1989). Stress in Teaching. An Overwiew of Research. Midlothian: The Scottish Council for Research in Education. SCRE Publication.

[3]  A. Rowshan (2003). Stress yönetimi (Hayatımızın sorumluluğunu almak için stresi nasıl yönetebiliriz). (Çev: Şahin Cüceloğlu). İstanbul: Sistem Yayıncılık, s.12.

3 votes

Blog Yazarı

10 yorum

Yorum yaz

Yorum yaz