İş Hayatında Kadınlar ve 9:00-18:00 Mesaisi

İş Hayatında Kadınlar ve 9:00-18:00 Mesaisi

1970’ler; Kadının toplumda değeri yeni yeni artmaya başlıyor… 1980’ler; Kadın iş hayatına hızla atılıyor, ama hala özünde evinin kadını… 1990’lar; Kadınlar patronluğa soyunuyor… 2000’ler; Kadınlar sahada, hatta ülke yönetiminde ön saflarda… 2010’lar; Kadınlar liderlikte erkeklerle eşit şartları kazandılar, peki ya evler ne durumda?

Kabul edelim ki dünya devlerini bir miktar geriden takip ediyoruz. Bu hem ekonomi anlamında, hem teknoloji ve hem de yönetim anlamında bu şekilde. Geriden de olsa bir şekilde akımın bir parçası oluyoruz ama kültürel geçmişimiz ve alışkanlıklarımızla toplumsal inanış acaba kadının hangi halini destekliyor? Çalışan kadını mı, yoksa evinin kadınını mı? Peki ya her ikisini de omuzlamış kadınlar toplum normlarında nerede yer alıyorlar? Konuyu biraz daha derinleştirelim.

1983 yılından bu yana İş Yasası’na göre haftalık çalışma süresi 45 saattir. Buna göre, pek çok iş yeri 9-6, bir kısmı da 8-5 olmak üzere günlük 9 saat civarında mesai yapıyor. Kamu idarelerinin hafta sonu çalışmadıkları, özel sektörün de henüz abartılacak derecede bir rekabet ortamında olmadığı 80’li ve 90’lı yıllarda hafta sonu çalışılan işletmeler pek nadirken, bugün neredeyse hafta sonu mesai yapmayan firmalar parmakla sayılacak kadar az. Bunda elbette pek çok faktörün rolü var. En başta gelişen sanayi ve teknoloji ile rekabetin artması ve firmalar bazında öne çıkmanın ve hayatta kalmanın git gide zorlaşması başı çekiyor. Hal böyle olunca da mesai saatleri yetmez oluyor. Çalışan sayısı kadar, çalışanların donanımları da beklentileri karşılamak üzere gelişmeye başlıyor. Alınan eğitimler, gidilen kurslar ve seminerler iş hayatında yükselmek ve ilerlemek isteyen çalışanın hayatına giriyor. Bu gayretten en çok nasiplenenler de, iş hayatında varlığını kanıtlamaya çalışan kadınlar oluyor.

Kabul edilmesi gereken bir gerçek de, dünyanın artık sadece erkeklerin elinde paraya dönüşüyor olmadığı gerçeğidir. Kadınların sahip oldukları meziyetlere iştahla bakan bir ekonomik yarış söz konusu! Neymiş bu meziyetler? Kıvrak zeka, kibar duruş, sözcükleri kullanma kabiliyeti, duygusal zeka, içgüdüler, ileri görüşlülük, estetik görüntü, saygınlık yaratma, hayranlık uyandırma, pratiklik, düzenlilik, sanatsal bakış açısı, egosal kontrol mekanizması, saldırganlıktan uzak karakter, planlama gücü, koordinasyon becerisi, vs. vs. vs. Kadınların o kadar çok meziyeti var ki artık kadınları iş yaşamından ekarte edebilecek hiçbir güç yok. Çünkü, kadınlarda daha fazla bulunan bazı özellikler var. Bugün hiçbir sektör satış-pazarlama, kreatif üretim, müşteri memnuniyeti ve halkla ilişkiler gibi sosyal kuvvetleri kadınlar olmadan verimli şekilde kullanamaz. Aynı zamanda finans, satın alma, insan kaynakları, kalite yönetimi gibi sayısal ve sosyal kuvvetleri birlikte barındıran alanlarda da kadınlara mutlak ihtiyaç vardır. Zaten biz kadınlar artık bilgiyi ve beceriyi kariyere ve nakite dönüştürmenin hazını almışken, direksiyonu kolay kolay da bırakmayız.

Boğazımıza kadar iş hayatındayken, aynı zamanda yuva kurma, çocuk doğurma ve yetiştirme, ev işleri ile ilgilenme gibi konularda da istifa etmeyi hiç düşünmüyoruz. Kazançla doğru orantılı olarak, 9-6 mesaisindeki kadınların bir kısmı ev işleri ve çocuklarla ilgili profesyonel yardım alırken, birçok kadın bu konularla bizzat kendisi ilgileniyor. Haftanın 5-6 günü sabahtan akşama kadar erkek işleri denilen hesap kitap mevzuları ile mesai harcayıp, iş bitiminde akşam yemeği için alışveriş yaparak mutfak kostümlerimizi giydiğimiz doğrudur. Bir yandan biberon ısıtırken, diğer yandan ertesi gün yapılacak ay sonu toplantısı için planlar yaptığımız da doğrudur. Hatta, veli toplantısına gitmişken birkaç veliden müşteri çıkarttığımız bile doğrudur.

Hal böyleyken, erkek egemen bir toplum olmamızdan dolayı, ev içerisinde kıskançlıklar, mızırdanmalar, şikayetler ve ev tipi mobbingler ile işi bırakmaya zorlananlarımız da oluyor. Pek çoğumuz kayınvalidesinden ya da annesinden “Kızım, erkek dediğin ilgi alaka bekler”, “çocuklar kreşten eve-evden kreşe sefil oldular”, “bu evin hali ne böyle”, “akşam yemeği bizde yiyin bari” başlıklı brifingler de alıyordur. Ev hanımı olmak zordur! Zor!

Kanaatimce biz toplum olarak kıskanma içgüdüsü yüksek bir yapıya sahibiz. Eşimizin ya da akrabalarımızın bize her fırsatta ‘’ya iş, ya ev!’’ dayatması yapıyor oluşu da bu nedenledir. Kimisi kendi ulaşamadığı kariyere eşi, kuzeni, gelini, yengesi, torunu ve kızı da ulaşmasın ister. Kimisi boşlanmak korkusuyla baskı kurar. Kimisi fesattır, kimisi de özünde bir erkeğin yapısını cidden iyi bilir ve yuvanın bu gidişle çatırdayabileceği korkusuyla uyarma maksatlı devreye girer. Sebebi her ne olursa olsun, doğurganlık ve ev çekip çevirme özelliğimiz var diye o eve mahkum kalmamızı reva görenlere sormak gerek; çocuğunuzun ilkokul öğretmeninin bayan olması, hatta mümkünse anne olması tercih ediliyorsa, jinekoloji muayenelerine gidildiğinde doktorun bayan olması tercih ediliyorsa, satış temsilcisi telefonla randevu almak için sizi aradığında bir bayan temsilciye kolay kolay ‘’hayır, doluyuz’’ denilemiyorsa, kabul edin efendiler, kadınlara iş hayatında çok ihtiyacınız var, çok!

Elbette son sözüm ‘’evlisin sen, evde kal’’ diyenlere değil. Esas son sözüm 9-6 yöneticilerine. Sorumlulukları sadece ofisle sınırlı olmayan, mesaisi 24 saat bitmeyen bayan çalışanlarınıza karşı daha esnek ve daha anlayışlı olabilmenizi dilerim. Siz akşam eve dönüp sıcak yemeklerle karşılaştığınız eşinizin kıymetini biliyor ve eşinizin elini sıcak sudan soğuk suya sokmuyorsunuz ya, ofisten sizinle aynı anda çıkan kadın çalışanınız da, her gün yemek saatine eşinizinkiyle yarışabilecek güzellikte bir sofrayı yetiştirmek için çabalıyor. Bilin istedim.

8 votes

Blog Yazarı