Published on: 01 Mayıs 2018 Hakan Kara 0 Yorum

Bilgi. Günümüzün en değerli 'şeyi'. En önemli araç. Olmazsa olmaz, denir ya... Belki de daha fazlası. İstanbul İşletme Enstitü tarafından verilen sertifikalı eğitimler kapsamında blog yazarlığı eğitimi için seçilen konu "Kişisel Gelişim" olmuş. Gerçekten konusu, içeriği ve eğitime katılanlara katkı sağlaması açısından güzel bir konu seçilmiş denilebilir: Blog yazmanızın, kişisel gelişiminize hem psikolojik, hem sosyal hem de gelecek adına önemli katkı sağlayacağını düşünen biriyim.

Günümüzde teknolojinin hızla gelişmesiyle birlikte blog yazarlığı dünyada önemli yere gelse de (özellikle politik ve magazinsel bloglar) ülkemizde blog konusunda hala çok geride olduğumuzu da düşünüyorum. Çünkü genelde insan yapısı gereği mi diyelim; ünlü olmak, para kazanmak, şöhret sahibi olmak bizde daha ön planda. Kimse kişisel gelişimini ve bunun insanlara katkısını düşünmüyor. Enstitü tarafından verilen derste, eğitmen hocamızın bahsettiği gibi blog yazmak; para, şan, şöhret için yapılacak bir şey değil. Belki de bu yüzden kendini geliştirme konusunda ketum davranan ve bu konuyla ilgilenmeyip şöhret basamaklarını onar onar atlamak isteyenler çoğunlukta: bu da blog yazarlığının düşük kalmasına sebep oluyor ve ilerlemesini engelliyor diyebiliriz.

Toparlayalım.

Kişisel gelişim konusu evrensel bir konu değil; herkes farklıdır ve herkes için farklı yolculuklar yaşanır. Bu yolculuk sırasında kişi kendini nerelere getireceğine kendi kendine karar verir. Gelişmek, daha başarılı olmak için kendi kendinizin kişisel evrelerinizin farkına varmanız gerekiyor: yani kendinizin farkında olmanız gerekiyor. Yunus Emre bunu şu sözlerle açıklamıştı; "İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır" Kişisel gelişiminizi sağlamak istiyorsanız, ilk olarak kendinizin zayıf ve güçlü yanlarını bulup, yola o şekilde devam etmelisiniz. Sonrasında başkalarının başarılarını gıpta ederek, zamanla kendinizi değiştirerek (başarı hedefine paralel olarak) ve sonunda doğru planlama ile kendinizi geliştirebilir, kişisel olarak bir büyüme sağlayabilirsiniz.

İnsanoğlu biraz bencildir. Hazıra konmayı seviyoruz. Hepimiz. (ben dâhil) Daha önce başarı getirmiş başarıları uygulayıp, başarıya ulaşmayı hedefliyoruz; pek az insan ise kendine özgü bir yoldan giderek başarılı olabiliyor. Her ne kadar yerleşik düzeni devam ettirmek için iş gününe ihtiyaç olsa da (öğretmen, doktor vs) toplumu ilerletecek ve kademe atlatacak insanlara da ihtiyaç var. Bu insanlar, kendi özgün yollarını uygulayan, yola devam eden, yeni bakış açıları ve anlayışlar ile başarıya ulaşan kişilerdir. Yeni bir yol denemek, hem çevrenin tepkisini çekmek (hatta dışlanmak) hem de risk almak anlamına geldiği için, çoğu insan bu iki sorunla uğraşmak yerine, herkesin seçtiği garantili yolları tercih etmek zorunda kalır. Yapma! Adam Grant, bilimde, sanatta, sporda çok yetenekli olan ve çok özgün (orijinal) işler yapma potansiyeline sahip çocukların çoğunun, ileriki yaşlarında toplum tarafından “yoğurulduğunu” ve herkesin gittiği yollardan gitmek mecburiyetinde bırakıldığını söyler. Özellikle para kazanma ve şöhret sahibi olma düşüncesi, bu mecburiyeti etkileyen diğer sebeplerden bazıları. Bir aynaya bak, ya sen?

Bu arada, bu yazdıklarımın blog yazma ile alakası nedir?

Anlatayım.

Ünlü filozof Freud, “Sözcüklerin sihirli güçleri vardır. Sözcüklerle bir insanı çok mutlu edeceğiniz gibi onu derinden üzebilirsiniz. Sözcükler, insanda en güçlü duyguları uyandıracak, onları eyleme sürükleyecek güce sahiptir.” der. Blog yazmanın temelinde de sözcükler yer alır. Siz yazmaya başladığınız anda, sanal âleme aktardığınız her harf veya sözcük; onlarca, yüzlerce kişiye ulaşır. Kişisel blogunuzun içerisinde yazacağınız yaşadıklarınız, tecrübeleriniz, kişisel düşünceleriniz bir anlamda tarzınızı yansıtsa da samimi veya resmi sözcüklerle ifade edilmiş bu yazılar, onlarca kişiye yardımcı olacak, onlara fikir verecek, belki de farklı düşünmelerine/hareket etmelerine neden olacaktır. ‘’Nasıl olsa kendi tecrübelerimizi yazıyoruz istediğimiz gibi yazabiliriz’’ düşüncesi ile değil bu yazılanların (magazinsel, anlamsız içeriklerden bahsetmiyorum) birçok kişi tarafından okunacağını, blogunuz aracılığıyla büyük bir dünyaya (sanal âleme) açılacağınızı unutmamanız gerekiyor. Yani örnek olarak siz yerine sen diyebilirsiniz ama laubali olmamanız gerekiyor.

Edison’un dediği gibi “Sıkı bir çalışmanın yerini hiçbir şey alamaz. Dehanın yüzde biri ilham, yüzde doksan dokuzu terdir.” Çalışmayan bir zekâ, başarılı olamaz. Çalışın, bunu blogunuza aktarın; zamanla kişisel olarak geliştiğinizi ve bu birikimlerinizi onlarca kişiye aktardığınızı göreceksiniz. Bir hayal edin bence: varmak istediğiniz noktayı çizin, detayları ekleyin, renklerle süsleyin ve bu çizimi yaparken bile ne kadar mutlu olduğunuzu hissedin. İyi gelecektir…

Bloglar yalnızca kişisel kullanıcıların değil, şirketlerin, profesyonel yöneticilerin, danışmanların, yazarların ve hatta iş arayanların bir nevi günümüzde yeni iletişim silahı haline geldi. Kişisel gelişime etkisi büyük çünkü birçok insan birçok bilgiyi (yazının başında belirtmiştim) teknoloji ile elde ediyor. Bu teknolojik dünya içerisinde bloglar artık farklı amaçlara da hizmet eder hale gelerek daha da ileri gidecek, kişisel gelişime etkisi daha da büyüyecektir.

Eskiden insanlar okuyan ve okumayan diye ikiye ayrılırdı; sonrasında başkasının aklından yararlanmasını bilenler ve bilmeyenler diye ikiye ayrıldı. Belki de insanlar ileride blogu olanlar ve blogu olmayanlar diye ikiye ayrılacak.

Sen hangi tarafta olacaksın?

  • blog yazmak ,
  • kişisel gelişim nedir ,
  • online kişisel gelişim eğitimleri ,
  • kişisel gelişim yazıları ,
  • kişisel gelişimle ilgili blog
Blog Yazarı