Published on: 28 Kasım 2018 Elif Burcu Tapsız 0 Yorum
Okuma Sayısı : 234

Rekabet ve yarış ortamı, ekonomik belirsizlik, işsizlik... İş hayatı son 30 yıldır giderek zorlaşıyor. 1970’li yılların başındaki dingin ve rekabetsiz ortam artık yok. İş hayatında atılan yeni nesiller asap bozucu ve stresli ortamlarda çalışıyor. Peki, bu ağır şartlara rağmen işimizde huzuru nasıl yakalayabiliriz? İş hayatımızı geliştirip iş yerinde nasıl mutlu oluruz? Çevremizi saran şartları değiştiremiyorsak bile bunlara yaklaşımımızı nasıl değiştiririz?

İşle ilgili motivasyon kaybı yaşamanın sebebi yıllardır aynı pozisyonda takılı kalmanız olabilir.

Mesleğinizi Tekrar Sevmek İçin Yapmanız Gerekenler

iş hayatı, mesleğinizi tekrar sevmek için yapılması gerekenler

Kişisel Değerlendirme

Yönetici Koçu Heather Corcoran, terfi almaya odaklanmak yerine kendinize şu soruyu sormanızı öneriyor: “Daha fazla yapmak istediğim bir şey var mı? Hangi konuları halletmeye daha yatkınım ve nelerden kurtulmak istiyorum?” Terfinin getireceği sorumlulukları düşününce, aslında farklı bir şey istediğinizi fark edebilirsiniz. Veya tam tersi, o pozisyonda olmak için kendinize meydan okuyabilirsiniz. Her iki durumda da araştırma yapmanız önemli. İstediğiniz görevde çalışan insanları gözlemleyin ve onların yerinde olsaydınız görevinizi nasıl yerine getireceğinizi düşünün.

Güçlü Konuşmalar Yapılmalı

Daha iyi olmak için neler yapabileceğiniz hakkında yöneticiniz ile konuşun. The Politics of Promotion kitabının yazarı Bonnie Marcus’un tavsiyesine kulak verebilirsiniz: “Söze şirketteki rolünüzü genişletmek istediğinizi söylemekle başlayın. Lider gibi iletişim kurabildiğinizi göstermek için yöneticinizin bakış açısından konuşun.” Konuya girdikten sonra ekibe değer katacak neler yapabileceğinizi sorun. Böylece çözüm odaklı bir çalışan olduğunuzu göstereceksiniz.

Düşünceler Gözden Geçirilmeli

iş hayatı, mesleğinizi tekrar sevmek için yapılması gerekenler

Klinik Psikolog Patrick Amar işte bu noktada, “Tamamen gerçeği yansıtmayan ama hem algımızı hem de hareketlerimizi şekillendiren bu düşüncelerimizi sorgulayarak işe başlamamız gerektiğini” söylüyor ve ekliyor: “Patrona bazen ‘Hayır’ demek, bizi kötü bir çalışan yapmaz.” Üretici yanımız bize dosya teslim süresi konusunda stres yaşatır, ancak burada "mutlak baskı" ile dış etkenlerden gelen veya kendi kendimize uyguladığımız “Mutlaka bütün iş ve görevlerimi tamamlamalıyım” veya “Bana yüklenen işlere ‘Hayır’ diyemiyorum” gibi baskıyı birbirinden ayırmak gerekir.

Çalışma şartlarımızı sorgulamamız üzerimizde daha çok baskı yaratır. Bu yüzden pozitif düşünce devreye girmelidir. Amar, “Sistematik olarak gelen negatif çıkarımlardan kaçınılmalıdır” diyor. Örneğin, “Müdürüm hazırladığım sunumu değiştirmemi istedi, demek ki sunum baştan aşağı kötü” demek yerine kişi hem kendine hem de çevresine daha adil davranmalı, acımasız olmamalı ve “Müdürüm sunumun bir kısmını beğenmedi; bu da geri kalanını iyi yaptığımı gösteriyor” demelidir.

Davranışlar Üzerine Çalışmalar

Müdürümüz üstü üste üç gün boyunca mesai sonrasında bir dosyanın yeniden ve yeniden revizyonunu istediğinde, hangimiz ‘Hayır‘ demeye cesaret edebildik? Suçlu hissetmeden isteklerimizi dile getirmek o kadar kolay olmuyor. Patrick Amar, “Herkes her an yüzde 100 verimli olamaz” diyor ve ekliyor: “Yanlışlar yapabiliriz veya bir konuda fikir birliği sağlayamayabiliriz ve bu gayet normal.” Olaya bakış açısı şöyle olmalı: “Harekete geçmeyi, risk almayı önceliğime alacak ve işime sarıldığımı gösterecek tavrı takınacağım.” Kısacası, “Cesaret edeceğim“. Yeni bir fikir önermek, yeni sorumluluklar talep etmek… Böylece o her toplantı öncesi midenize vuran stresin kaybolduğunu göreceksiniz.

Ayrıca Patrick Amar, iş takvimimizi yönetmemiz gerektiğini söylüyor. İşin gerektirdiği kararları alın, takviminizi belirleyin, işleri sıralayın. Bu iş yönetiminiz müdürünüzün isteklerini reddetmenizi değil, işleri sırayla yapmanızı ve kendi takviminizin yöneticisi olmanızı sağlıyor. Böylece dosyayı akşama teslim etmenizi bekleyen müdürünüze, “Dosya bu akşama yetişmez ama yarın sabah elinizde olacak” diyebilirsiniz.

İletişim Becerisi Ve Kendini İfade Edebilme

iş hayatı, mesleğinizi tekrar sevmek için yapılması gerekenler

Benimle konuşmuyor çünkü bana kızgın. Başaramayayım diye bilerek yapıyor.” Kahve ve sigara molalarında yöneticimizin veya iş arkadaşımızın hareketlerini kendimize yorarız. İş arkadaşları da yaptıkları yorumlarla birbirlerini olumsuz etkilemeye başlar ve bu böyle sürüp gider, içinden çıkılmaz bir hal alır. “O benimle konuşmuyorsa, ben de onunla konuşmam” veya “Bana işi anlatmıyorsa, bu kadar çalışmamın ne anlamı var?” demeye başlarız. Artık bu olumsuz ve klişe alınganlıkları bir kenara bırakın. Partick Amar, “Artık söylenmemişleri söylemenin zamanı geldi. Bunun tek formülü ise iletişim kurmak. Başkalarının yorumlarından etkilenmek yerine müdürünüze fikrini sorun, gerektiğinde daha açık olmasını talep edin. Örneğin, ‘Şu işi şöyle yapsam, sizce daha iyi olmaz mı?’ diye sorun. Gerektiği zaman yetkili kişiye ortadaki konuyla ilgili sinyaller göndermeyi bilmek gerekir. İletişimde kalmanızı sağlayın ancak asla lakayt ve saygı sınırlarını aşan bir diyaloga girmeyin” diyor.

İş ilişkileri durağan bir nehir değildir. Hırslar, kıskançlıklar ve stres mesai arkadaşları arasındaki ilişkiyi gerebilir. Peki, ofis savaşlarından nasıl uzak durmalı? Kendinize şunu sorarak başlayabilirsiniz: “İşyerindeki şu problem beni ilgilendiriyor mu?” Cevabınız ‘Evet‘ ise “Niye?” diye sorun. Sadece sizi ilgilendiren problemlerde taraf olun. Eğer kendinizi savaşın ortasında bulursanız, iletişim yeteneğiniz çözüme giden anahtar olacak. Bir arkadaşınızla gerilirseniz, tansiyonu yükseltmek yerine ağırdan alın ve “Benimle böyle konuşmandan rahatsızım, çünkü hak etmediğimi düşünüyorum” deyin.

Hayatı İş Endeksli Yaşamamak

Sabah 09.00, akşam 18.00 çalışıyoruz. Maaşlı çalışanların düzeni aşağı yukarı böyledir. Çoğumuz vaktinin büyük kısmını işte geçiriyor. İşimiz geçimimizi sağlıyor ve kendimizi para kazanarak var ediyoruz. Ancak işimiz özümüzü var etmez. Özel hayatla iş hayatı arasındaki dengeyi bulmalıyız. Peki, nasıl? Patrick Amar, “Çözümün püf noktası tatmin duygusunu işinizde aramamızdır. İşimiz güçlü bir tatmin duygusu yaratır ama hepsi bundan ibaret değildir. İşiniz tüm ihtiyaçlarınızı karşılamaz, sadece özel hayatınızdaki eksikliği bir yere kadar ikame edebilir” diyor ve ekliyor: “Aksi takdirde sadece çalışmak için yaşayan insanlara dönüşürüz ve işyerinde aldığımız küçük bir uyarı veya karşılaştığımız en ufak problemi bir felaket olarak yaşarız, çünkü tutunduğumuz tek şey profesyonel başarımızdır.

Kişinin hayatın başka alanlarına yatırım yapmaması ve özel hayatında tatmin eksikliği olması onu kırılganlaştırır. Aksine özel hayatını, sosyal hayatını, yaratıcılığını, ruhsal gelişimini besleyen kişi işte başarısızlık yaşarsa, başka yerden destek alabilir ve durumu dramatikleştirmez.” Tenis oynamak, arkadaşlarla dışarı çıkmak, resim yapmak, şarkı söylemek… Boş zaman yaratıp onu hobilerle doldurarak işteki verimliliğimizi artırırız. Üstelik hayatınızdaki bu denge, her ne kadar işe bağlılığınız onu memnun edecekse de işvereniniz için de önemlidir. Elbette bu bir paradokstur, ancak uzun vadede şirkete yararlı olmamız için hayatımızın işten ibaret olmaması gerekir.

Sorumluluk Almak

İşiniz, hayatınızın tamamını değilse bile merkezini oluşturur. Ancak işinde sıkılan, yaptığı işi sevmeyen kişiler de var ve sayıları ne yazık ki çok fazla. Zaten hangimiz işten şikâyet etmiyoruz ki? Patrick Amar bu şikayet halini masaya yatırıyor: “Devamlı olarak şikayet etmenin olumlu yanları da var. Örneğin şikayet etmek kişinin ne istediğini, ne istemediğini anlamasına, kendini işte başarısız gören kişinin beklentilerine cevap bulmasına yardımcı olabilir. Üstelik kişi böylece kendisini aniden gelen değişimlerin sebep olduğu stresten koruyabilir.” Bu süreç içerisinde stres yönetimi ile daha sağlıklı bir süreç atlatabilirsiniz. Ne istediğimiz sorusunun cevabının gereklilikleri zorlayıcı olabilir (iş değiştirilecekse yeni iş aramaya başlamak gibi). Bu yüzden kişinin kendine şunu sorması gerekir: "Şimdiki işimde mutlu olmam için ne yapmam gerekiyor?" Başka bir yere tayin edilmek mi? İş değiştirmek mi? Meslek değiştirmek mi? Patrick Amar bu yüzden şimdiki işimizi bakış açımızı değiştirerek zamanla sevebileceğimizi belirtiyor.

  • iş hayatı ,
  • verimlilik ,
  • rekabet ortamı ,
  • sorumluluk bilinci ,
  • kişisel değerlendirme ,
  • davranış ve düşüşünce gelişimi
Yazar
    Blog Yazarı
Özgeçmiş

Çukurova Üniversitesi'nde Endüstri Mühendisliği bölümünden mezun olmuştur. İstanbul İşletme Enstitüsü blog bölümünde içerik üretmektedir.

Devamı