AnasayfaBlogHikayeleri Yaşatmak İçin: Senaryo Yazarlığı
İçerik Yazarlığı

Hikayeleri Yaşatmak İçin: Senaryo Yazarlığı

05 Şubat 2021
Hikayeleri Yaşatmak İçin: Senaryo Yazarlığı

Senaryo Yazarlığı, Sinemada Türsel Okumalar, Medya Okuryazarlığı eğitmeni aynı zamanda yine Senaryo Yazarlığı Atölyesi olan Özgür Yılmazkol ile birlikteyiz. Hikayeleri Yaşatmak İçin: Senaryo Yazarlığı hakkında konuşacağız. Çok keyifli bir konu başlığı. Konumuza başlamadan önce sizi tanıyabilir miyiz? 

Özgür Yılmazkol Kimdir?

İnsanların en zor anlattığı husus kendileriyle olan husus. Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo Televizyon ve Sinema bölümü mezunuyum. Aynı üniversitede yüksek lisans ve doktora eğitimimi tamamladım. 10-11 yıl kadar üniversitede akademisyenlik yaptıktan sonra serbest çalışıyorum.

Enstitü ile yollarımız keşişti. Pandemi döneminde kendime değer katmak için eğitimleri araştırıyorum. İstanbul İşletme enstitüsüne denk geldi. Çok güzel kaliteli eğitimleri vardı. 3 ay kadar öğrencisi oldum. Diyaloğumuz iyi olan bir hocamız “Ya hocam yüksek lisans doktoran da var düşünmez misin eğitim vermeyi?” dedi. Eğitmen pozisyonunda karşı tarafa geçtim. 1 yıldır bu maceramız devam ediyor. Çok keyifli, umarım öğrencilerimiz ve bu işin eğitimini alanlar da mutludur diye düşünüyorum.

Münevver Birol: Senaryo yazarlığı ücretsiz bir ders. 15 Şubat’ta bir daha başlıyor. Hem ücretsiz olması hem senaryo yazarlığının özel bir bölüm olmasından kaynaklı. Enstitüde görünce ben de heyecanlandım. Aynı zamanda:

Kişiye özel ders olarak da Senaryo Yazarlığı eğitimi veriyorsunuz. 

Evet, bu enstitünün yeni uyguladığı butik derslerden bir tanesi. Alana ilgili olan kişilerin birebir, hangi konularda takılıyorlar, hangi konularla eksikleri var bu alanlarla ilgili özel eğitim. Enstitü hayatına bir şeyler katmak isteyenler için çok doğru bir adres. Enstitü hiçbir bahane bırakmıyor. Eğitim skalası da son derece geniş. Ben de mutluyum bu ailenin içinde olmaktan.

Hepimiz yazmak istiyoruz, hepimizin yaşanmışlıkları var. Bunu hayata geçirmek, kağıt kalemle buluşturmak konusunda biraz eksiğiz. Enstitü olarak bu derse de karar verdiğinde amaçlarımızdan biri ölü toprağı atmak, mümkün olduğunca yazmaya gayret etmek. İyi olabilir, kötü olabilir, çok başarılı olabilir. Ama yazmadan bunu bilemezsiniz. Bir eylem olmalı ki detaylara göre size bir yol haritası çizilebilsin.

Yazan öğrenci arkadaşlar var, “Okuyup değerlendirir misiniz?” diye gönderen öğrencimiz çok. Hiçbir şekilde geç değil. Yazmakla ilgili hevesi olan arkadaşlarımız varsa; bu işin yaşı yok yaşanmışlığı var. Benim duygu dünyam sizinkinden çok farklıdır. Pragmatist açıdan baktığımızda hepsi birer özgün hikaye. Geç kalınma diye bir durum söz konusu değil. Öğrencilerim arasında emekli birçok kişi var. Çok isteki ve keyifle yapıyorlar.

Münevver Birol: Eğitiminizin içerisine bakalım. Katılmak isteyenler için konu başlıklarını hızlıca sayalım.

Senaryo nedir? ile başlıyoruz. Senaryo yazımının özellikleri, ögeleri, senaristtin özeliklerine kadar giriyorsunuz. Ardından senaryo yazım formatlarına bakıyoruz. Hazırlık aşamaları ve senaryo kimin hikayesini anlatıyor ile devam ediyorsunuz. Sahne sekans ayrımı var. Diyalog yazmak, uyarlama senaryo, iyi bir senaryonun temel özellikleri gibi konu başlıkları genel bir şekilde ilerliyor. 5 saate sığıyor değil mi?

Eğitimin amacı senaryoya dair bilmeyen arkadaşlarımız için senaryo yazımının ABC’sini öğretmek. Bu eğitim yetmiyorsa senaryo yazarlığı atölye dersimiz var 2 haftalık. Bu eğitim tadımlıktı.

Münevver Birol: Senaryo yazarlığı eğitiminizin ilk günü Alfred Hitchcock’un "iyi bir film çekmek için üç şey lazım. Senaryo, senaryo ve senaryo’’ sözüyle başlıyorsunuz. Peki 

Hitchcock’un Bahsettiği Senaryo Nedir? 

Öncelikle neden Alfred Hitchcock? Ona da değinmek lazım. Dünya sinemasının bence çok kıvrak zekası, çok alımlı bir kalemi. Her açından çok usta olarak nitelendirilebilecek bir isim. Senaryo ile ilgili çok akılda kalıcı basit görünün kompleks bir cümlesi. Gerçekten elinizde güzel bir senaryo yoksa ortaya güzel bir malzeme çıkaramıyorsunuz.

Senaryo nedir? Sizin duygu dünyanızdan yaşanmışlıklardan, anlatılanlardan birikmiş tortusu. Bunu kağıda döktüğünüzde bir yol haritası çıkarıyorsunuz. O duygularınız farklı kelimelerle biçim ve içerik dengesinden örtüştürerek teknik bir metin ortaya çıkarıyorsunuz. İsmi de senaryo. Edebi bir ürün gibi yazılabilecek bir metin değil. İncelikleri var. Bunun 5 gün boyunca anlatmaya çalışıyoruz. O açıdan evet, bizim duygu dünyamızda yaşattığımız şeylerin kağıt kalemle buluşması ya da somut bir hale gelmesi. Yol haritası yani. O yüzden de çok kıymetli, önemli ve değerli. Özellikle uzun metraj filmlerde televizyon dizilerinde senaryonun önemi her geçen gün artıyor. Olmazsa olmazı çok önemli bir unsur.

Münevver Birol: Sinema filmi 120-130 dakika. Dizilere baktığımızda o da 120 -130 dakika. Film aylarca çekiliyor biz dizi bölümü bir haftaya yetiştirilmeye çalışıyor. Senaristler çok yoğun bir şekilde çalışıyor?

Bizim ülkemizde yaşanan bir şey maalesef bu. Yabancı dizileri takip edenler bilecektir 35-40 dakikalık zamana diliminde yayınlanır. İzleyenlerin sıkılmaya zamanları olmaz. O kadar çabuk biter ki tadı damağınızda kalır. İzleyenler için de olumlu bir bakış açısı bu işin emektarlığını yapan karşı taraf için de çok önemli.

Bizim ülkemizde maalesef insan üstü çalışmalar. Bu konuda senaristler özellikler ayağa kalkıp iyileştirmeler yasal düzenlemeler istemesine rağmen henüz yeterli derecede cevap gelmedi. Bir çok dizinin setine de gidip sabahlamış birisi olarak bütün ekibin nasıl ayakta kaldığı anlatılmaz yaşanır gerçekten. Koca bir ekip bir haftaya diğer bölümü yetiştirebilmek için insan üstü çalıma ve gayretle işlerini yapmaya çalışıyorlar. Bizim ülkemizde TV dizisinde senarist olmak çok zor. 

Yayın formatları açısından baktığınızda TV dizleri çok izlenen bir format. Özellikle kış aylarını düşündüğümüzde insanlarımızın çoğunluğu televizyon karşısında uzun zamanlar geçiriyor. Medya kuruluşu açısından yayıncı kanal açısından bakmak lazım. Faydacı pragmatist zihniyetle baktıklarından onayla, dizinin özeti, bu haftaki bölüm ve gelecek bölümdeki bir iki sahne ile bir akşamı kapatıyorlar. Televizyon açısından karlı. İkinci bir yapıma ihtiyaç kalmıyor Prime Time’da.

İzleyicinin de koca akşamı bir diziyi izleyerek geçiyor. Bir dengesinin tutturulması lazım aslında.

Münevver Birol: Bazı platformlarda bir sezonu bir günde izliyoruz. Kanallara geldiğimizde de bir bölümü bir günde izliyoruz. 

Başarılı Bir Senaryo İçin Olmazsa Olmaz Var Mıdır?

Birkaç maddede bunu sıralayabiliriz. Çarpıcı bir hikayenin varlığı çok önemli, başarılı olması için senaryonun. O da insanların gündelik hayatında, insanlara dokunan hikâyeler. İnsanların empati yapmasını sağlayacak hikayeler. Benzerini ben de yaşadım tarzında bir empati kurabiliyorsa izleyici anlatı içindeki karakterle, bunu başarılı addediyoruz. 

Yıldız oyuncular, teknik imkanların yoğu kullanılması, kurgu teknikleri, müzikler derken bir bütün aslında. Film aslında birçok unsurun bir araya gelmesi. Teşbihte hata olmaz, affetsinler beni, aşureye benzetiyorum. Filim de böyledir senaryo iyi olacak, oyuncular karakterle örtüşecek, diyaloglar, müzik, kurgu teknikleri, Post-Production aşaması, dağıtımı çok katmanlı. 

Başarılı senaryoda çarpıcı hikayelerin olması önemli. Güçlü karakterle, doğal gerçek hayattaki diyaloglar. Üstten bakan diyaloglar ya da yerlere düşmüş diyaloglar değil de. Gerçek hayatta kurduğumuz anlamlı diyaloglar gerçekten önemli unsurlar. Bunların hepsinin bir araya gelmesiyle başarılı bir senaryo eşittir başarılı bir filme de denk düşmüş oluyor.

Münevver Birol: İzlediğimiz filmlerde, dizilerde arka planda geçen çocuklu kadın, cafe de oturan bla bla’cılar senaryoya dahil midir? Senarist tarafından mı yazılıyor?

Biraz senaryo üzerinden gitmek lazım bunun için. Senarist hayal gücüyle örülü dünyayı kâğıda aktarıyor. Buna da senaryo diyoruz. Orada bütün detayları yazabilir teknik detaylar hariç. O yönetmenle teknik ekibini işi. Sahneyi betimlerken sahnenin daha zengin durması daha etkili ve gerçeğe daha yakın olması açısından arka planı yazabilir. Yazmadığında ya da yazmadığında da yönetmen eğer o sahnede böyle bir gereklilik olduğu düşüncesine sahipse senaristle konuşarak karar veriyorlar.

Gerçek hayatta da böyledir. Pandemi dönemini bir kenara bırakırsak insanoğlu sosyal varlıktır, yolda yürüyenler, arabada gidenler, parkta oturanlar her yerde insanları görmek mümkündür. Senaryonun içindeki anlatım da gerçek hayatla örtüşmesi için de gerçek hayatta oluşan durumların senaryo için de görsel için de oluşturulması gerekiyor. 
Eğer senarist yazmazsa yönetmen uygun gördüğünde o da ekleme yapabilir. 

Derslerimde hep şunu söylüyorum. “Hocam ne yapalım başarılı işler için yapmak konusunda?” gibi sorulara. Çok okumak, çok film izlemek olmalı zaten. Onlara şunu da ekliyorum çok gözlem yapın. Ankara’da yaşıyorum, metroyu çok sık kullanıyorum, metroya bindiğimde insanları çok sık gözlemliyorum. Aslında bizim için en önemli ve en zengin malzeme insanoğlu. Bunu da sosyalleşerek yapabiliriz ancak. Evimizde oturalım sadece düşünerek bir şeyleri yazalım tarzında bir olay çok geçerli değil. 

Bu diğer edebi türlerde de üretim yapmak için kişiler için de geçerli. Yazarsınız yeni romanınıza başladınız karakter örgünüzü yaptınız ama bir şeyler eksik. Çünkü hayattan, hayatın akıp giden ritminden kopuksunuz ya bu sizin üretiminize de yazma seviyenize de yansıyor. 

Münevver Birol: Yazabildiğini düşünen, inanan herkes senarist olabilir mi? Senarist olmak için ne yapılması lazım?

Senaristin Özellikleri Nelerdir?

Hayal gücü çok önemli. Derslerimde hep söylüyorum. Ben size sadece senaryonun yazılacağını ya da nasıl yazılmayacağını öğretiyorum diyorum. İşin hayal gücü kısmı o duygu yaratmalar veya yaşamış olduklarımızdan bir şeylerin tortusuyla yeni hikâyeler oluşturmak hepsi size bağlı diyorum. Bunlar varsa bunları hayata geçirmek konusunda ben size mentörlük yapabilirim.

O yüzden öncelikle zihnimizde biriktirdiğimiz ya da bilgisayarın köşesine ufak ufak attığımız küçük hikayelerin anıların olması gerekiyor ki buralardan mayalanıp çoğalsın. Ancak bu şekilde mümkün. İşin hammaddesinin oluşması lazım. Bu varsa, işin yaşı cinsiyeti, eğitim durumu vs. ikinci planda kalıyor. 

Nasıl yazacağımız konusu çok önemli. Ortada bir malzeme yoksa nasıl yazacağımız bir sorun teşkil etmez. Öyle değil mi?

Münevver Birol: Türk sinemasında herkesin bildiği Cengiz Aytmatov’un romanından uyarlanan ve Ali Özgentürk’ün senaristliğini yaptığı Selvi Boylum Al Yazmalım filmi defalarca izlese de tekrar yine izleyebileceği bir yapıt.

Bir Roman Nasıl Senaryoya Dönüştürülebilir?

Roman sizin elinizden çıktıysa senaryolaştırılması biraz daha kolay olur. Başka bir kalemden çıkmışsa roman onun biraz daha değiştirilmesi dönüştürülmesi ya da revize edilmesi gündeme gelebilir. Sinema görsel bir sanat olduğu için, romanlarda da çok detaylar vardır.

Soyut somut dengesi şaşmış derecede karmaşıktır aslında romanlar. Ama sinemada ve yazmış olduğumuz senaryoda her şeyin görsel bir karşılığının olması lazım. Bu anlamda romanlar içseldirler ama senaryolar o içsellikten yoksundurlar. 120 dakika, 90-100 dakika civarında bakılır uzun metraj filme. Dolayışılar bir Rus yazarının klasiğini mesela 10-20 sayfa karakterinin nasıl deşifre edildiğini biliyoruz hepimiz. Onu senaryoya aynı şekilde alamazsınız. Belki bir sahnede göstereceksiniz onu. Çünkü romanın farklı ve özgünlüğü burada size sonsuz alan sunar. Senaryoda sizin bir çerçeveniz var o çerçevede zaman içerik açsından bir takım dengeleri şaşırtmadan oturtmak zorundasınız. Roman uyarlaması zordur. Kolay değildir. Özellikle yeni başlayacak arkadaşların romanla başlamasını salık vermem. Öncelikle kendi yazdıkları senaryo üzerinden dünya inşa etmeleri çok daha kolay olur. Sonraki dönemlerde işin sinemasal dilin yavaş yavaş oluşturduklarında yapabilirler. 

Romanların da ciddi bir okuyucu kitlesi vardır. Dikkat edin edebiyat uyarlamalarında filmler piyasaya çıktığında kemik okuyucu kitle hemen kazan kaldırır. Keskin bir eleştiri gelir. Çünkü roman okuyan okuyucu kitlesi o özgürlüğe o sınırsız evren çok alışmıştır. Bir anda kısıtlanan kısıtlı bir evrende ve yönetmenin bakış açısıyla, burası da çok önemli, romanı kendi bakış açınızla okursunuz, her okuyan farklı ir dünya tahayyül eder, ama filmde yönetmenin gözünde görüyorsunuz. Bu da ikinci bir kısıtlama. 

Bu anlamda ufacık bir unsur oluyor uyarlamalar. O yüzden romanlar, ilk kaynak çok daha başarılıdır. 

Şunu da vurgulamak lazım. Edebi eserlerden uyarlanan filmler bir farkındalık oluşturuyor insanlarda. Daha önce kitabı bilmeyen, yazarını tanımayan, kulak aşinalığı olmayan insanlar filmler vasıtasıyla kitaplara yönlendirilebiliyor. Bunu çok kıymetli bir durum olduğunu düşünüyorum. Bir sürü edebiyat eseri, bir çok önemli yazar bu sayede yeni nesle Y ve Z kuşağına ulaşmıştır diyebilirim. 

Öncelikle Cengiz Aytmatov’un muhteşem kalemini de es geçmemek lazım. Öyle güzel bir dünya yaratmış ki senaristlere fazla iş kalmamış. “Biz neden eski filmlerde çok mutlu oluyoruz? Neden Hababam Sınıfı, Selvi boylum Al yazmalım, Neşeli Günler filmlerini kuşaklar boyu izliyoruz ve neden hala aynı tadı alıyoruz? Kuşakların ismi değişti, toplumların yapıları değişti ama bunlarda değişmeyen nedir?” diye bir soru gelmişti. Neden? Orada insanlar çok bizden, içimizden biri gibiydi. Hayatlarında “mış gibi” yapmamışlardı. Gerçek hayatta karşılaşabileceğimiz, çok sevdiğimiz, değer verdiğimiz kişiler, onların suretiyle filmlerde yer aldılar. O yüzden al seviliyor ve izleniyor. Belik de yitirmiş olduğumuz bazı insani değerleri orada bulduğumuz biraz tatmin oluyoruz diye düşünüyorum.

Yapımcılar Senaryoya Karışabiliyor Mu?

Derslerde çok sorulan bir soru. Özellikle kırmızı çizgi olan nokta şu, siz bir senaristseniz şayet. Bir hikaye yazıyorsunuz bunu. Teknik bir dil kullanmıyorsunuz. Bu aslında senaristle yönetmenin görev tanımlarının en belirginleştiği an. Siz sahneyi yazarken, karakter sağdan girer, kamere kişiyi tepeden görür, ikinci kişi birinci kişinin yanıda amors çekimle gelir gibi bir şey yazamazsınız. Siz sadece hikayeyi anlatacaksınız.

Görev tanımlarının da çok iyi bilinmesi lazım. Siz senaryonuzu yazarsınız yönetmenle paylaşırsınız. Yönetmen teknik ekibi, yardımcıları ve görüntü yönetmeniyle birlikte dekupaj dediğimiz çekim senaryosunu yapar. Orada sahne sahne kamerayı nereye koyacağı, oyuncuların neden girip nereden çıkacağını yaparlar.

Yapımcı ise bu işin maddi tarafına bakan kişi. Sponsorların ayarlanması, kurumlardan kuruluşlardan destek alınması, reklam alınması vs. bu konularla da yapımcı kesimi ilgilenir. Bunların sürekli bir araya gelip oturup konuşmalar yapıp toplantılar yapması üçlü görev tanımının dışında alanların çıkması da mümkün. Bu işi medya sektöründeki her iş ekip işi. Siz tek başınıza hiçbir şeysinizdir hep birlikte çok şeysinizdir. Bu ilke uzun film çekiminde de hepsinde de böyledir.

İşin kamera arkasında kocaman bir ekip çalışır. İşin eğitimini alanlar setlerde bulunmuş insanlar bilirler. Görmüş olduğunuz oyuncuların 2-3 misli arkada çalışıyor bu açıdan baktığımızda da tamamen bir ekip işi. Enerjiyi ve sinerjiyi yakalayabilirseniz çok güzel işlerin çıkması mümkün. Çatışmalar, yanlış anlaşılmalar gibi iletişim kazaları olutsa bu ister istemez ürüne, yapımlara yansıyacaktır.

Oyuncular senaryoya itiraz ettiğin de ben bunu oynamam dediğinde senaristler bozuluyor mu?

Oynamıyorum demekten ziyade. Çünkü başta anlaşıyor. Film başlamadan önce karakterlerin konuşmalarıyla okuma provaları yapılıyor. Yönetmen, senarist ve oyuncuların olduğu bir ekip. Uzun metrajlı filmler çoğunlukla yapılır. okuma provalarında mesela dilinin dönmediği bir kelime oyuncunun değiştirilebilir. Diyaloğun sağlıklı ir şekilde akışı bağlamında aksayan bir diyalog yazılmıştır bunlar değiştirilebilir.

Bir şey yazdıktan sonra en az 2 defa bunu okuyun. Yazar körleşmesi denen bir şey var. Bir metnini çok fazla içinde olduğunuz zaman o metnin hatalarını ya da aksayan yönlerini bri şekilde görmüyorsunuz. Ya bunu 2-3 sefer ayna karşısında sesli bir şekilde okuyacaksınız. Ya da bilgisine yorumuna güvendiğiniz bir kişiye verip değerlendirmesini isteyeceksiniz diye. Bu okuma provaları son derece kıymetli aksaklıklar anında senaristler tarafından düzeltiyor.

Saneryo Yazımında Farklılaşmak Ne Ölçüde Risklidir? 

Derste öğrencilerimi her gün 1 film izlemeye çalışıyorum siz de bunu yapmaya çalışın rutininiz olsun. Farklı ülkelerden farklı yapımları izledikçe duygu dünyanız ve bakış açınız genişliyor. Hiç aklınıza gelemeyen konularda bir ülkenin, yönetmeninin 2 saat film yapması sizi şaşırtıyor. İşte bunları gözlemlemek, için çok fazla izlememiz lazım.

Yeni bir takım anlatı unsurları, dil beceriler denenebilir. Bizim ülkemiz çok yenilikleri sevmiyor biraz daha geleneksel bakıyor. Avrupa ya da Hollywood sinemasında yeniliklere kapı aralıyorlar. Bizim ülkemizde senaryo sıkıntısı var, iyi yazan, özgün yazan farklı bakış açılarını yansıtan, karakterin duygu hallerini ortaya koyan senaristlere ihtiyaç var. Bu sebeple bizde olacağını düşünmüyorum ama farklı ülkelerde kapı aralanıyor. 

Arka Sokaklar’ınu Kadar Üzün Sürmesinin Sebebi Nedir?

Arka Sokaklar’da bir nesil yaşlandı. Aksiyon olduğu için bir hareket unsuru var. Diğer dizilerde eleştirdiğimiz bir kişinin konuşması 5 dakika esprisi var ya o Arka Sokaklar’da yok. Dolayısıyla çok fazla sıkılmıyorsunuz. Çok karakterli bir yapısı var. Hepsinin ayrı bir dünya ayrı bir hikaye olduğunu düşünürsek doğrudan da bir senaryo ortaya çıkıyor. Tutan formüller üzerinden gidiyor diye düşünüyorum. 

Senaristler sürekli zengin kız fakir oğlan ya da mafya dizileri, dönem dizleri yazarak toplumu köreltmekten neden zevk alıyorlar?

Çatışma unsuru senaryonun içinde mutlaka olmalı. Nedir çatışma ikiliklerin zıtlığı. İyi-kötü, güzel-çirkin, gibi zıtlıklar senaryonun içinde mutlaka olmalı. Bizim Yeşilçam’da hala TV dizilerinde görüyoruz zengin kız fakir oğlan gibi klişenin ötesine gitmiş çatışma unsuru kullanılabiliyor. Keşke diğer atışma unsurlarına da girilse.

Bizim toplumsal sınıf ve çatışma unsurlarını çok sevdiği için. O formülün tutacağını biliyorlar. O iki ailenin ve kültürün birbirleriyle çatışarak hikayenin doğacağını da biliyorlar. Bizim insanımız o kadar alışık ki formül tutulduğu için devam ediyor. İnsanlar alışkın oldukları şeyi izliyorlar.

Toplumsal yapı ile alakalı bir şey. Erkek egemen ataerkil bir sitem var. Kadın istediği kadar, başarılı olsun hep ikinci olarak resmediliyor. Bu toplumun bir yansıması aslında. Bunu kırılması lazım. Erkek egemen söylemin keskinliğinin yumuşatılması lazım.

Münevver Birol: Enstitü de eğitimleriniz de her eğitim haftanızda farklı ödevler veriyorsunuz. En son sinopsis yazılmasını istemiştiniz

En İyi Sinopsis Nasıl Yazılır? 

Sinopsis senaryonun ilk aşaması. Taslak öykü diyoruz. Zihnimizde bir öykü başlığı ve konusu belirlendi ya bunun taslak halinde yazılmış lazım. Çok ayrıntı detay, diyalog kesinlikle olmayacak. Türkçenin çok iyi kullanılması lazım. Bizim gibi inşaların hem konuşma hem yazı diline hakim olması lazım. O yüzden de kendinizi karşı tara en net en dolaysız en anlaşılır şekilde nasıl anlatacaksınız, bu son derece önemli. Bu sinopsiste de ortaya çıkıyor. 

Okuyan kişinin sinopsisi okuduğunda hikayeye karşı belirli görselleri okuması gerekiyor. Karakterin o hikaye için deki yolculuğu nasıl eviriliyor. Bunların hepsi detaya kaçmadan verilmeli.

Eğitimlerinizde Nesli Çölgeçen’in son buluşma ve Hala Sultan’ı öneriyorsunuz. Senaryo yazarlığı eğitiminde belgesel izleme öneri garip gelmişti. Belgesel izlemenin öğrencilere katkısı nedir?

İzleme eylemini ne kadar çok yaparsanız görsel vizyonunun da o kadar genişle. Tür ayrımına çok fazla girmiyorum. Hepsini izlemelerini söylüyorum çünkü hepsi için içerik üretiliyor sadece uzun metrajlı filmin senaryosu bağlamında dersimizi çerçeve içine sokarsak alanımız bililer de zayıflamış olur.

Belgeseli özellikle veriyorum. Çünkü adı üzerine belgelere dayanan somut bir şekilde kaynaktan alınan hikayenin olayın görsele dökülmüş hali. Hikâye yine var kurgu üzerine yapılmış hikaye yok. Nesli Çölgeçen çok başarılı bir sinema filmi yönetmenidir. Züğürt Ağa gibi bir klasiği Türk sinemasına armağan etmiştir. Ama onu sadece film yönetmeni gibi görmek, dar çerçeveye sokar. Son buluşma Kurtuluş Savaşı’ndan çıkmış son 3 gazi le yapılan sözlü tarih çalışması. O 3 gazi de hayatta değil.

Yazdığım Senaryoyu Nereye Götürebilirim?

Türk televizyonlarında da Türk sinemasında da başarılı özgün senaristlere ihtiyaç var. Öncelikle nasıl yazılacağı, kafamızdaki dünyanın nasıl kağıtla kalemle buluşması konusunda bir eğitim, workshop, atölye almanız gerekir. Eğitimlerin yapmak istediği bu. Zihnimizdeki uçuşan bir sürü hayalin fantastik şeylerin biraz, ayaklarını yere bastırmak. Bunları biraz daha şekle sokmak, çerçeve içinde değerlendirmek. Dolayısıyla bu işin eğitimini mutlaka alın.

Yazdıklarınızı mutlaka çevrenizdeki güvendiğiniz insanlara okutun. Mantık hataları, dilbilgisi hataları, hikayenin seyriyle ilgili sıkıntıları söyleyecek kişilere okutmalarını tavsiye ediyoruz. Yazar körleşmesini hepimiz yaşıyoruz.

Sonrasında hayata geçirmek için, piyasada çok fazla fikir hırsızlığı oluyor. Sinopsilerini noterden onaylatmalarını istiyoruz. Özgün fikrin kendilerine ait olduğunun göstergesi ellerinde bulunsun.

Mutlaka ekibin içinde olmaya çalışın, tek başınızda yeni başladığınızda zorlanabilirsiniz. 1 hafta boyunca 90-100 sayfayı yazmanız gerekiyor. Dizi deneyimim oldu, 3 gün masanın başından kalkamadım. Türk dizilerini eleştiriyoruz ama işin bir de bu yönü var. Ciddi bir emek, beyin fırtınası ve yazma var. Ekibin içine dahil olabilirlerse işi rahat ve net bir şekilde öğrenebilirler. 

Senaryo Nedir? 

Sizin duygu dünyanızdan yaşanmışlıklardan, anlatılanlardan birikmiş tortusu. Bunu kağıda döktüğünüzde bir yol haritası çıkarıyorsunuz. O duygularınız farklı kelimelerle biçim ve içerik dengesinden örtüştürerek teknik bir metin ortaya çıkarıyorsunuz. İsmi de senaryo.

Senaristin Özellikleri Nelerdir?

Hayal gücü çok önemli. Derslerimde hep söylüyorum. Ben size sadece senaryonun yazılacağını ya da nasıl yazılmayacağını öğretiyorum diyorum. İşin hayal gücü kısmı o duygu yaratmalar veya yaşamış olduklarımızdan bir şeylerin tortusuyla yeni hikâyeler oluşturmak hepsi size bağlı diyorum. O yüzden öncelikle zihnimizde biriktirdiğimiz ya da bilgisayarın köşesine ufak ufak attığımız küçük hikayelerin anıların olması gerekiyor ki buralardan mayalanıp çoğalsın.

Bir Roman Nasıl Senaryoya Dönüştürülebilir?

Roman sizin elinizden çıktıysa senaryolaştırılması biraz daha kolay olur. Başka bir kalemden çıkmışsa roman onun biraz daha değiştirilmesi dönüştürülmesi ya da revize edilmesi gündeme gelebilir. Sinema görsel bir sanat olduğu için, romanlarda da çok detaylar vardır. Soyut somut dengesi şaşmış derecede karmaşıktır aslında romanlar. Ama sinemada ve yazmış olduğumuz senaryoda her şeyin görsel bir karşılığının olması lazım.

senaryo yazarlığı
Konuk Yazar
Konuk Yazar
Blog Yazarı

İstanbul İşletme Enstitüsünde yazılarının yayınlanmasını isteyen konuk yazarlarımız için oluşturulan bilgi kartıdır. Birçok alanda ve disiplindeki yazıları bu hesap üzerinde bulabilirsiniz.

Benzer Yazılar
Doğru ve faydalı bilgiler sağlama konusunda kararlı olan uzman ekibimizle blogumuzu her zaman yeni makaleler ve videolarla güncelliyoruz. Güvenilir tavsiyeler ve bilgilendirici içerikler arıyorsanız, blog sayfamıza mutlaka göz atın.
Başarılı Senaryonun İpuçları
Nasıl Yapılır?

Başarılı Senaryonun İpuçları

31 Ocak 2021
İletişimcilerin Okuması Gereken 10 Kitap
Kişisel Gelişim

İletişimcilerin Okuması Gereken 10 Kitap

05 Mart 2021