Beceriler CV’ye Nasıl Yazılmalı?

Beceriler CV’ye Nasıl Yazılmalı?

Size sıradan bir hafta içi gününde gördüğüm özgeçmiş ve LinkedIn profillerinin sayısını anlatamam. Seyahat ediyor olmadıkça sayı yirmi ile iki yüz arasında. İnsanların özgeçmişlerinin ilk paragrafında kendilerini tanımlama ve beceriler bölümünün altını çizmek için kullandıkları yola dikkat ettiğinizde insanlar hakkında çok şey öğreniyorsunuz.

Neredeyse her çalışan kendisini aynı şekilde markalaştırıyor.

Hepsinin özgeçmişinde veya LinkedIn profilinde kendilerini en düşük ve de hiç ilginç olmayan karakteristik özelliklerine göre markalaştırdığını görebiliyorum.

Size bu yazıdan vereceğim tavsiye şu: Becerilerinizden bahsedin. Sizin büyüleyici ve enerjik olan özünüzü özgeçmişinize yansıtın.

Beceriler nelerdir?

Birisi 30 sene önce beceriler dogması diye bir şey hayal etti ve çalışanları hayatsız ve renksiz özelliklerle etiketlemesine mahrum bıraktı.

Örneğin; “Müzakere becerilerim var” ne anlama geliyor? Bu hiçbir şey anlamına gelmiyor. Yeni başlayanlar için bu sıkıcı. Herkes “benim müzakere yeteneklerim der.”

Ayrıca biz sizi tanımıyoruz o zaman neden siz becerilerinizden bahsettiğinizde onlara inanalım?

Örneğin “Müzakere becerilerini” örnek alalım. Siz ve ben “müzakere” terimine aynı anlamdan mı bakıyoruz? Müzakere becerilerinizi eylem halinde şekillendirebilecek bir hikaye olmadan nasıl masaya dökeceğiz?

İki ülke arasındaki savaşta barış görüşmeleri için mi müzakere yaptınız yoksa kahve siparişinde kahve satıcısını ekstra krema koyması için mi ikna ettiniz?

Becerilerinizi liste halinde sunmayı artık bırakın. Önemli bir şey için ne zaman müzakere yaptığınıza dair bize bir hikaye anlatın!

Beceriler işe alım uzmanı için sıkıcı olabilir. Bunun sebebi içeriğin eksik olmasıdır. İçerik ne zaman, nerede ve ne demektir. Yani bir hikayedeki en önemli unsurlar.

Arkadaşlarınıza sarhoş bir adam tarafından dar bir sokakta neredeyse dövüldüğünüzü ama zar zor kaçtığınızı anlattığınızı hayal edin.

Eğer arkadaşlarınıza “bu adam beni neredeyse bir yumrukla deviriyordu ama yapmadı” deyin; arkadaşlarınız size “bize hikayeyi anlat” der.

Detay isterler. Aksi takdirde o dar sokakta ne olduğuna dair hiçbir fikirleri olmayacaktır.

Bu iş arayışında farklı değildir. Sıkıcı iş terimlerini kullanmaktan ve sahip olduğunuzu iddia ettiğiniz becerileri anlatmaktan ziyade başka hikayeler anlatmalısınız.

Özgeçmiş kişisel bir belgedir. Özgeçmişteki bir numaralı şey içeriktir. “Bu becerilere o  becerilere sahibim” dediğinizde bize sizin hakkınızda bilmek istediğimiz beş şeyi anlatmıyorsunuz:

  1. Neyi umursarsınız?
  2. Kariyerinizde neyi başardınız?
  3. Beyniniz nasıl çalışır? Problemleri nasıl çözersiniz?
  4. Zorlu bir probleme veya çıkmaza girdiğinizde o durumla nasıl başa çıkarsınız?
  5. Kişi olarak nasıl birisiniz? Nasıl bir kişiliğiniz var?

Standart bir özgeçmiş, özgeçmişinizi ve LinkedIn profilinizi okuyan insanlara bu beş kritik maddeden hiçbirini sağlamayacak.

Sizi siz gibi tanıtan bir özgeçmiş ve LinkedIn profili oluşturabilirsiniz ve kendinizi sayfada canlı hale getirebilirsiniz. Damarlarınızdan o kurumsal konuşmayı atmanız gerek. Konuştuğunuz gibi yazmalısınız. Bunu birçok insanın geliştirmesi gereken yeni bir kas gibi düşünün!

Bu değişiminiz karşısında bazı kişiler hoşnut olmayacak. Sizin insancıl yaklaşımınızı sevmeyecek. Değişiminden korkan insanlar en tehlikeli insanlardır. Sizin markalaştırmanızdan nefret edecekler. “Hiç profesyonel değil” diyecekler!

Profesyonellik dediğimiz algı ( insanların kurumsallık diye bildiği şey ) çağrı merkezleri sayesinde ortaya çıktı. Telefonda robot gibi konuşmak kurumsal olduğu izlenimi yarattı. Benim en nefret ettiğim şey sesini alçaltarak ve yükselterek konuşan çağrı merkezi çalışanlarıdır. Onların görevi bu. Farkındayım! 

Onlara çekip gitmelerini veya uzun ve mutlu bir hayat sürmelerinizi dileyebilirsiniz. Size profesyonel veya kişisel olarak yardım edemezler. Yaşayan, nefes alan insanlar sizin hakkınızda gerçek olanı okumak ister, klişe olan kelimelerin ve isminizden sonra gelen listeler haricindeki insanı.

Maceralarınızı okurken sizi hareket halinde görmek isteriz. Şimdiye kadar kariyerinizde tamamladığınız harika şeylerin o dakikaya özgü gerilim ve önemini hissetmek istiyoruz! Sizi tanımak istiyoruz.

En kötü markalaştırma şöyle gözükür:

“Müzakere, iletişim, liderlik becerilerine sahip stratejik ve sonuç odaklı İş Profesyoneli”, “Yapabilirim tavrı” ve çeşitli işlevsel takımlarda deneyim sahibiyim.

Siz bu sıkıcı, normal ve kabul gören ifadelerden daha güçlüsünüz! Herhangi biri bunları kendi hakkında söyleyebilir. İş jargonu haricinde insan hakkında hiçbir duyguya erişemiyoruz.

Neden kendinizi o şekilde normalleştirmek istersiniz ki?

Eşsiz bir hikayeniz var. Bu gezegendeki kimse sizin hikayenizi anlatacak şekilde yaşamadı- tamamen size ait. Sizin hikayenizden harika bir film olur. Harika ters köşelere ve mükemmel karakterlere sahip. Star tabii ki sizsiniz!

Kendi basit ve harika hikayenizi anlatıp doğru insanları çekebilir misiniz? Bir markalaştırma için kendi hikayenizi seçtiğinizde, değişiklik sevmeyen insanlardan kesinlikle uzaklaşacaksınız.

Bu iyi bir şey. Kariyerinizin veya hayatınızın hiçbir döneminde kokteyl samimiyetine veya diğer yürüyen ve konuşan sosislere ihtiyacınız yok.

Siz kendi yolunuzdasınız. Kariyerinizde ve hayatınızda büyük problemler çözdünüz ve daha birçok dağa tırmanıp dereleri aşacaksınız.

Markanıza hikayenizi getirin ve özgeçmişinizdeki ve LinkedIn profilinizdeki o sıkıcı dilden kurtulun!

Becerilerinizi unutun ve bize bu gezegene ne yapmaya geldiğinizi anlatın.

1 vote

Blog Yazarı